ama bunların hiçbirini hatırlamıyorsan, demektir ki “uf olmayı” da hatırlamıyorsun.
sıcak hissinin nasıl bir şey olduğunu unutmak istemezdim. ama “uf olmayı” unutmak iyi olurdu. kimse “uf olmayı” istemez, hiç de eğlenceli bir şey değil.
Bir şey oldu...
Ortamda birden bir ses yükseldi.
Önce saçma bir kahkaha. Sonra bir şarkı...
"Şap, öpeyim mi?
İçime de çekeyim mi?
Bal akıyor her yerinden,
Uf uf! diyeyeyim mi?"
Albay'ın hızla ilerleyen adımları durdu. Bütün komutan ve askerler selam verirken tedirginlikle sağa sola baktı. Şarkı ise devam etti.
"Şap, öpeyim mi?
İçime de çekeyim mi?
Bal akıyor her yerinden,
Uf uf! diyeyeyim mi?"
"Pekâlâ Jude. Nasıl yapacağımı da söyle bari. Ona da aynı böyle yanaşırsam, böyle ta gözlerinin içine bakarsam hoşuna gider mi sence?"
Bedenen uyarılmış durumdaydım, hastalıklı bir arzu duyuyordum, yoğunluğundan utanıyordum.
Anladı. Anladığını anladım.
"Muhtemelen," dedim, sesim biraz titrek çıkıyordu. "Her zaman yaptığını yap."
"Üf, hadi ama," dedi, hışımla patlamamak için kendini zor tuttuğu sesinden belliydi. "Âşık rolü oynamamı istiyorsan en azından bir tavsiyede bulun bari."
Yüzüklü parmakları yanağımı okşadı, dudaklarımda gezinip boynuma indi. Başım döndü, afalladım. "Onu da böyle mi okşayayım?" diye sordu, işveli bakışlarla. Yüz hatlarını gölgeler koyulaştırıyordu, elmacık kemikleri birer kabartmaydı adeta.
"Bilmem," dedim. Sesim beni ele veriyordu. Tonlaması tümüyle yanlış, mızmızcaydı; nefes nefeseydim.