Kişi geride bıraktığı hayatına bakıp da kaçırdığı mutluluğu, bitmek bilmeyen talihsizliği –yani “hayat labirentinde kaybolduğunu”59– görünce kendini suçlamakta aşırıya kaçabilir. Oysa hayatımız hiç de bizim kendi eserimiz değildir, nitekim iki faktörün, birtakım olaylar dizisi ile kararlar dizimizin ürünüdür60; öyle ki her iki dizide de ufkumuz çok sınırlıdır ve kararlarımızı uzaktan tahmin edebilmemiz mümkün değildir, olaylarıysa öngörme olasılığımız daha da azdır, bilakis her iki dizide de yalnızca mevcut kararları ve olayları biliriz. Hedefimiz henüz uzaktayken dosdoğru ona gidemememiz, yalnızca tahminler ve varsayımlarla yaklaşık olarak yönelebilmemiz bu yüzdendir. Yani bizi asıl hedefimize yaklaştırdığı umuduyla her an koşullar dairesinde karar vermek zorunda kalırız: Böylece mevcut koşullar ve asıl niyetlerimiz, ayrı yönlere doğru çekilen iki farklı kuvvetle karşılaştırılabilir ve buradan ortaya çıkan diyagonal, bizim hayatımızdır.
Dünyanın küçüldüğü doğrudur. Dükkânların, apartmanların büyüdüğü de doğrudur. Belki artık şu fotoğraf taki Buğday Meydanı da kaldırılmış, yerine bilmem kaç katlı bir "İş merkezi" yapılmıştır.
Biz büyüdüğümüz için dünya küçülmüyor. Etrafımızı kesret halkası kapladıkça ufkumuz daralıyor.
Dünyayı küçültürken kendimizi de küçültüyoruz. Gökdelenler, nükleer başlıklar büyüdükçe biz köşemizde büzülüyoruz. Eşya ile, dünya ile var olan irtibatımız; âlemin ritmi ile olan bağlantımız zedeleniyor.
Sayfa 17 - Dergâh Yayınları 13. Baskı: Şubat 2018·Kitabı okudu
İnsan, bir ahiret yolcusudur ve âhiret için yaratılmıştır. Ufkumuz; “Îmân ile İslam'ın ihsân ile zirveleşmesi ve kıyamette Allah'ın huzūruna muhsinler olarak çıkmaktır.
Sayfa 7 - Erkam Yayınları, İstanbul - 1437 /2016·Kitabı okudu