Havam değişsin diye gittiğin yerde hiç bir şeyin değişmediğini gördüğünde, kapana kısılmışsın demektir. Bana olan da buydu. Sorun Lincoln, o tek katlı ev ya da içinde bulunduğum durum değildi. Sorun bendim. Açıdan ve yalnızlıktan kaçış yoktu. Pıhtılaşmış anılarımla birlikte gün geçtikçe yaşlanan bedenimin içinde kaldığım sürece ömür boyu kendime mahkumdum.
Yabani ot diye bir şey yoktur tabii. Bir bitkinin yabani ot olup olmadığı algıya göre değişir. Bahçesinde karahindiba istemeyen biri karahindibalara inadına yabani ot der çünkü insan her şeyin arasına sınırlar çizmek ister. Biz/Onlar. Matematik/Şiir. Yabani ot/Çiçek.
Evet, içimde bir boşluk vardı ama boşluklar da abartılıyor. O boşluğun içinde aşk yoktu ama acı da yoktu. Boşluğun avantajları da vardır. Boşlukların içinde hareket edebilirsiniz.
Artık mekanların insanlar için bir önemi yok. Odaklanışan şey, nerede olduğun değil. Bütünlerde hiç kimse tam olarak bulunduğu yerde değil. En azından tek ayakları o uçsuz bucaksız dijital boşlukta.
Sonsuzluk demiş, Emily Dickinson, şimdilerden oluşur. Peki insan yaşadığı anda olmayı nasıl başarabilir? Öteki şimdilerin hayaletlerinin araya girmesini nasıl önler? Kısacası nasıl yaşayabilir?