Ümit Kutbay

Ümit Kutbay

, bir kitap okudu
Puan vermedi·191 syf.··
2025 32. kitabı
Şule Gürbüz
8.3/10 · 3.112 okunma
Reklam
Kör Baykuş
Puan vermedi·95 syf.··
2025 31. kitabı
Bazı kitapları bitirdiğinizde kendinizi bir mezarın başında durmuş gibi hissedersiniz. Hissizlik, karanlık, zamanın silindiği o belirsiz boşluk. Sadık Hidayet’in “Kör Baykuş” isimli eseri de işte tam bu türden bir metin. Bir roman mı, bir iç monolog mu, yoksa insan zihninin gölgeli kıvrımlarında gezinen bir halüsinasyon mu? Bütün cevaplar “evet” ve aynı anda “hayır”. Modern İran’ın aynasındaki çatlakları sayfalara döken Sadık Hidayet’in 1937’de yayımladığı bu kısa ama derinlikli anlatı, İran edebiyatı için bir kırılma noktasıdır. Dönemin politik ve toplumsal dönüşümleriyle birlikte bireyin içine kapandığı, yalnızlaştığı ve kendi benliğini tükettiği bir dönemde yazılmıştır. “Kör Baykuş” ta, anlatıcının içsel çözülüşü ile İran toplumunun modernleşme sancıları adeta eşzamanlı ilerler. Gelenekle modernliğin çatıştığı bir dönemin bireyi, kendi aynasında dağılır, bölünür, yok olur. Gözlerimizle değil, yalnızlığımızla gördüğümüz roman boyunca görme ve körlük temaları, ölümle yaşam kadar iç içedir. “Kör baykuş” simgesi, yalnızlığı, ötekiyle kurulamayan bağı, karanlıkta sesini yitirmiş ruhu temsil ediyor. Anlatıcı sürekli bir rüya atmosferi içinde dolaşır. Zamansız bir dünya, belirsiz mekânlar, kimliksiz insanlar… Hep aynı kadın, aynı cinayet, aynı resim… Freud’un psikanalitik kuramları burada yankı buluyor; bastırılan arzular, bilinçaltının kıyıya vurmuş artıkları gibi metnin içinde dolaşıyor. Hidayet, zamanın doğrusal yapısını parçalıyor. Anlatıcı geçmişle şimdiyi, rüya ile gerçeği ayırt edemez hale geliyor. Cümleler, bazen paragraflarca sürüyor; bazen bir kelimeyle kesiliyor. Bu yapı, sadece estetik bir tercih değil, aynı zamanda karakterin zihinsel dağınıklığının teknik bir yansıması gibidir. Romanın yapısı da anlatıcısı kadar dağınık ve delirmiştir. Ve bu,
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,6bin okunma
Gerçek Özgürlük
Puan vermedi·352 syf.··
2025 30. kitabı
Toplumların huzuru ile bireyin içsel barışı arasında sıkı bir bağ vardır. Bu bağ, zaman zaman siyasetin, bazen tarihin, kimi zaman da psikolojinin dilinde aransa da; nadiren tüm bu katmanları bir arada kavrayabilen bir ses bulur. Doğan Cüceloğlu’nun “Gerçek Özgürlük” adlı kitabı işte tam da bu türden nadir seslerden biridir. Kitap, özgürlüğün yalnızca dışsal engellerin kalkmasıyla değil, bireyin içindeki korkular, öğrenilmiş çaresizlikler ve "mış gibi" yaşamlarla yüzleşmesiyle mümkün olduğunu güçlü bir dille anlatıyor. Cüceloğlu’nun dili ne süslüdür ne akademik terimlere boğulmuştur. Ancak tam da bu yalınlık, onun anlatımına benzersiz bir edebi değer kazandırıyor. “Gerçek Özgürlük”, edebiyatın didaktik öğütlere dönüşmediği ama okuyucunun kendisini sürekli sorguladığı bir bilinç akışıyla ilerliyor. Her bölüm, bir öykü gibi açılıyor ve okuyucuyu kendi geçmişine, yetişme tarzına, toplumla kurduğu ilişkilere döndürüyor. Kitaptaki kişisel anekdotlar ve danışan hikâyeleri, bireysel deneyimin evrensel insani duyarlılıkla nasıl kesiştiğini gösteriyor. Cüceloğlu’nun özgürlük tanımı, klasik liberal anlayıştan oldukça farklıdır. Ona göre asıl tutsaklık, bireyin içselleştirdiği koşullanmalarla yaşamasıdır. "El âlem ne der?", "Babam gibi olmamalıyım", "Bu yaşta yapılır mı?" gibi ifadeler, bireyin özgürlük bilincini törpüleyen sosyokültürel kodlardır. Bu yönüyle kitap, özellikle Türkiye gibi kolektivist toplumlarda yetişen bireylerin yaşadığı iç çatışmaları ve ‘görünmez zincirleri’ analiz ediyor. Psikolojik açıdan ise Carl Rogers ve Viktor Frankl’ın izinden giden bir insancıl psikoloji anlayışıyla, bireyin kendi iç rehberini keşfetmesini teşvik ediyor. Kitap, doğrudan siyasi tarih ya da ideolojik çerçeveler sunmasa da özgürlük kavramının tarihsel gelişimine dair ipuçları
Gerçek ÖzgürlükDoğan Cüceloğlu · Remzi Kitabevi · 20216,7bin okunma
Günler, Aylar, Yıllar
Puan vermedi·105 syf.··
2025 29. kitabı
Çinli yazar Yan Lianke, “Günler, Aylar, Yıllar” adlı kısa romanında modern Çin edebiyatının sınırlarını zorlayarak zamana, dirence ve yalnızlığa dair evrensel bir hikâye anlatıyor. 70 sayfalık bu sade ama sarsıcı metin, hem bir felaket anlatısı hem de bir varoluş alegorisidir. Görünürde kuraklıkla mücadele eden yaşlı bir adamın ve onun sadık köpeğinin hikâyesini anlatan roman, derinlikli bir biçimde Çin'in tarihsel travmalarını, toplumsal yapısını ve insan doğasının sınırlarını sorguluyor. Küçük hacmine rağmen roman, edebi ve düşünsel katmanlarıyla devleşiyor ve minimalizmin içinde maksimum derinliği olan edebi bir eser sunuyor. Yan Lianke’nin dili yalın, neredeyse şiirsiz bir nesirdir; ama tam da bu sadelik içinde metafizik bir yankı vardır. Mekân betimlemeleri, zamanın durağanlığı ve suskunluklar, hikâyenin çoraklığına denk düşen bir biçimde işlenir. Romanın başkişisi –ismi verilmeyen yaşlı adam– adeta Beckett’in karakterlerine yaklaşır; hiçbir beklentisi kalmamış, beklemeyi bile bırakmış bir figürdür. Bir köyün tamamı göç ederken onun tek başına kalışı, “Godot’yu Beklerken”’in boş bekleyişini değil, direngen bir varoluşu çağrıştırır. Her gün tek bir mısır bitkisini yaşatmaya çalışması, aslında bir edebi motif olarak “umut”un değil, “kararlılığın” alegorisidir. Göç, yoksulluk ve dayanışmasızlık temalarının işlendiği sosyolojik bir yorum olan roman, Çin kırsalında yaşanan ekolojik felaketin ardından yaşanan kitlesel göçün mikro bir temsili. Köy boşalmıştır; yaşlı adam hariç herkes daha “umutlu” yerlere gitmiştir. Bu, sadece doğa felaketine verilen bir tepki değil, aynı zamanda sosyolojik bir yabancılaşmadır. Topluluk ruhu çökmüş, birey kendi başının çaresine bakmak zorunda kalmıştır. Yaşlı adamın kalışı, toplumsal dayanışma fikrinin çöküşüne karşı bir
Günler Aylar YıllarYan Lianke · Jaguar Kitap · 20206,9bin okunma