Küba Devrimi, klasik sömürge sisteminşn yıkılışı, ulusal kurtuluş mücadelelerinin Asya, Afrika ve Layin Amerika'daki yükselişinin paralel olarak kapitalist dünyada 1968 Başkaldırısı ve sosyalist dünyada Çekoslovakya İşgali, sınıf mücadelesinin yörüngesini klasik komünist-sosyalist partilerin yürüttüğü sınıf hareketlerinden, ülkemizde daha çok gençliğin başını çektiği anti-emperyalist harekete doğru taşır.
Bu süreçte 1960'ların sonlarında MDD hareketi önce Aydınlık Sosyalist Dergi ile Proletwr Devrimci Aydınlık biçiminde bölünür. Aydınlık Sosyalist Dergi içinden Mihri Belli ve çevresinden kopan Mahir Çayan, Yusuf Küpeli, Münir Ramazan Aktolga, Ertuğrul Kürkçü ve bir grup arkadaşları Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi hareketini 197q'de kurar; bu hareket de 1972'de bir yanda Mahir Çayan, Ziya Yılmaz, Ulaş Bardakçı ve Ertuğrul Kürkçü, diğer yanda Yusuf Küpeli ve Münir Ramazan Aktolga olarak bölündükten, Kızıldere'de uğranan katliamdan sonra Ziya Yılmaz'ın değerlendirmesitle mahkeme sürecinde 1974'te THKP son bulur. Proleter Devrimci Aydınlık çevresi de önce Türkiye İhtilâlci İşçi-Köylü Partisi'ni (TİİKP) kurduktan bir süre sonra İbrahim Kaypakkaya önderliğinde bir grubun ayrılmasıyla Türkiye İhtilâlci İşçi-Köylü Ordusu (TİKKO) ve Türkiye Komünist Partisi Marksist-Leninist (TKP/M-L) olarak ayrışır
Çayan ve Cevahir Kartal-Maltepe'de saklandıkları evden çıktık larında karşılaştıkları bekçilerden kaçmak için girdikleri binada 14 yaşındaki Sibel Erkan adındaki kız çocuğunu rehin aldılar. Ev kuşatıldı, çatışmada Cevahir öldü, Çayan yaralı yakalandı.
Çayan, daha sonra Elrom olayını, ''Amerikancı Nihat Erim hü kümetinin gerçek yüzünün teşhir edilmesi ve faşizmin erken doğum yaptırılması" anlamında bir başarı olarak değerlendirdi. Örgütün bütünü Çayan'la aynı fikirde değildi. Küpeli ve Aktolga'nın hazır ladığı değerlendirmenin genel kurulda tartışılmadan üyeler arasın da konuşulmasının yol açtığı kopuş, 30 Kasım'da Çayan, Yılmaz ve Bardakçı'nın THKO'lu Cihan Alptekin ve Ömer Ayna ile Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçışıyla baş(ayan ''özeleştiri" sürecinde ayrılığa vardı. Küpeli ve Aktolga'nın THKP-C politikasının pratikte ''savaşın, bir grup ö fkeli insanın karşı devrimle düellosuna" dönü şeceği görüşüyle eleştiriler Çayan, Bardakçı ve Yılmaz tarafından reddedildi. Kürkçü ve Orhan Savaşçı'nın içinde bulunduğu grup sürece kısmi eleştiriler yöneltmekle birlikte Çayan'ın yanında yer aldı.
Küpeli ve Aktolga ihraç edildi. Çayan, Bardakçı, Yılmaz, Savaşçı ve Kürkçü'den oluşan yeni bir Genel Komite kuruldu.
19 Şubat 1972'de Arnavutköy'de kuşatılan evde Ulaş Bardakçı öldürüldü, Ziya Yılmaz ise daha önce yaralı yakalanmıştı. Artık, "vur emri"yle arananlar yakalanmamak için sürekli yer değiştiri yordu. Arananlara barınacak yer bulduğu için aranan ODTÜ öğrencisi Koray Doğan bir pusudan kaçmak isterken sırtından vurularak öldürüldü. Özellikle sıkıyönetim ilanıyla birlikte örgüt için daha da önem kazanan THKP-C'nin Silahlı Kuvvetler'deki bağ lantıları, Genel Komite Üyesi Yüzbaşı Orhan Savaşçı ve arkadaş larının birliklerinden alınarak tutuklanmasıyla darbe yedi.
Mermilerden korunmak için kendimizi can havliyle duvar dibine attık. Ev gazla dolmuş, pencere büyüyerek karanlığın gücüne teslim olmuştu.
Ulaş Bardakçı'yı anımsadım o an.
"Üniversitelerde kurulan Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) içinde toplanan gençlik, TİP'in 'reformist' olduğunu düşünüyor ve aktif örgütlü mücadeleyi öneren Milli Demokratik Devrim (MDD) saflarına akıyordu. 1969' daki kurultayda FKF, Türkiye Devrimci Gençlik
Federasyonu adını aldı ve Türkiye devrimci hareketine bugüne dek ulaşan birikimler bırakan Dev-Genç kurulmuş oldu. Dev-Genç içinde sürdürülen mücadele, kısa sürede öncülerini yaratmaya başladı: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Cihan Alptekin, Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Hüseyin Cevahir ve İbrahim Kaypakkaya gençliğin MDD temelinde ardında kümelendiği isimler oldu. THKO ve THKP-C, bu mücadeleden doğan iki ana akım olarak kendilerinden sonraki sosyalist mücadeleyi de belirledi. MDD tezine göre Türkiye emperyalizmin etkisinde, feodal yanı ağır basan bir yarı-sömürgeydi ve bu nedenle sosyalist devrimden önce demokratik bir devrim yapılması gerekiyordu. Bu anti-emperyalist, anti-feodal ve işbirlikçi burjuvaziye karşı olan 'milli' bir devrim demekti ve Kemalistlerle ittifak yapılmasını gerektiriyordu.
Tam da İkinci Milli Kurtuluş Mücadelesinin Meşalesi yanarken, malum eller fotoğraf makinelerinin deklanşörlerine defalarca basar.
Sinan Cemgil, Taylan Özgür, Ulaş Bardakçı, Alpaslan Özdoğan gibi delikanlılar filmlere aktarılır.
Zamanı geldiğinde ya tetikler çekilecek ya da yağlı urganlar boyunlara geçirilecektir.