Bu kitap zamanı olan kimine çok erken kimine çok geç rastlayan bir eser… Fantastik öğelerle bezenmiş bir roman, alt metinlerin çok olduğu düz bir okumanın yetersiz olacağı bir kitap bu. Yazarı tanımak, yazarın bakış açısını bilmek çok dolu bir okuma sağlayacaktır bize.
17. Yüzyıl İngilteresinde kilise ve kraliyet arasındaki çatışmayı, Londra yangınını ve birtakım olayları; Köpekli Kadın ve Jordan karakterleri aracılığıyla anlatıyor yazarımız. Zamansız zaman ve mekansız mekan olgularıyla oluşturuyor romanı, sıradan halktan olan iki karakterin gözünden inanılmaz bir fantastik dünya kurguluyor. Köpekli kadın ne güzeldir ne normlara uygundur ne de annedir. Buna rağmen ilerleyen sayfalarda feminist bakış açısıyla yazılan birçok satırın kahramanıdır. Jordan’ı sepetin içinde bulup evlat edinir, anne olmadan anneliği başarır. Jordan’ın kadın kılığına girdiğinde cinsiyetinin yükünden kurtulması da feminen bakış açısıyla tuhaf hale getirir öyküyü.
Jordan ananas, Köpekli Kadın yarı soyulmuş muzdur. Muz kısmı romanda çok keyifle okunacak bölümlerdendir. Ama anlattığı şeyler çok derindir; satır aralarını iyi görmek şanstır.
20. Yüzyıla gelindiğinde ise bir paralel evren oluşur. Çevreci Kadın ve Nicolas Jordan bu esnada muz ve ananas yarımdır.
Fantastik mekanlardan bahsedecek olursak;
‘Sözcükler kenti’ çok derin manalar içerir.
İnsanlar konuşurken ağızlarından çıkan her kelime gökyüzüne çıkar bu da güneş ışıklarını engeller. Gereksiz konuşmaların anlamsızlığı…
‘boşlukta sallanan kent’ yerçekimsiz bir ortam eşyaların iplerle direklere bağlandığı; yersizliğin, temelsizliğin, aidiyetsizliğin güzel bir anlatısı. Jordan’ın iplerin üzerinde dansçı kızı görmesi üzerine bir arayış başlar, Fortunato derin bir sessizlik 12 kardeşin sonuncusu( hepsi evlenmiş ve mutsuz olmuştur sonuncu kardeş
Bu incelemeyi okuduklarımdan aklımda kalanlar ve kitabın sonundaki bölüm olan Mütercimin Epiloğu kısmında okuduklarımı yorumlayarak yazıyorum umarım beğenirsiniz :)
Faust I
—Öncelikle çevirmen, Faust kitabını herhangi bir eserle kıyaslamanın mümkün olmayacağını savunuyor.
Bunun başlıca sebepleri:
Kitabın tek bir tür olarak görülmemesidir. Okuyanlar da buna hak verecektir ki kitap sadece bir tragedyadan oluşmuyor. İçerisinde trajedi, felsefe, teoloji, mitler ve aynı zamanda modern dünya insanına modern dünyaya eleştiri oldukça fazla bulunmakta.
Aynı zamanda tek bir dönemi aydınlatan bir kitap değildir Faust. İnsanlığın zihinsel ve düşünsel gelişimini ele alan bir enteresan serüvenler içeriyor.
Çevirmene göre bu iki sebepten ötürü Faust kıyaslanamaz bir edebi eserdir.
—Kitabın bir çok kısmında ele alınan karakter ise Mefistofeles'tir.
Çevirmene göre Mefisto, saf kötü bir karakter değildir.(Bunu kitabı okurken sıkı sık fark edeceksiniz.) Bir şeytan olmasına rağmen kitabın bir çok yerinde bağımsız hareket etmeyen ve düzen içerisinde görevlerini yerine getiren bir karakterdir aslında. Daha çok görevi insanları konuşmaları ile tahrik etmek ve onları eyleme zorlamaya çalışmasıdır.
"İnsanı felakete sürükleyen şey kötülük değil, hareketsizliktir." düşüncesi ile var olmuş bir karakterdir Mefisto.
Bir çok yerde Mefisto her şeyi küçümser ve alaya alır. Hayatı anlamsız bulur belki ama insanı tamamen reddedemez. Bu yüzdendir ki Mefisto, Faust'u tamamı ile ele geçirmeyi asla başaramaz.
—Faust'un bu trajedi boyunca yaşadıklarının sebebi aslında bilginin ona yetmemesidir.
Okuyanların da bildiği üzere Faust bir dokturdur. Doktor olana kadar eriştiği bilgi ona yetersiz gelmiş olmasıdır. Ne bilimle, ne akılla, ne de inançla yetinmez Faust. Faust bilginin ötesinde hayatın
“…bizim yok etmek istediğimiz şey kalbinizdeki barbarlık.” (sayfa 9)
1. Pierre de Marivaux Kimdir?
Fransız edebiyatının en önemli oyun yazarlarından biri olan Pierre de Marivaux, 1688’de doğdu. Comedie Française tarafından, Molière ve Jean Racine’in ardından oyunları en çok sahnelenen üçüncü yazar olmasının yanı sıra, William Shakespeare ve Moliere ile birlikte hem Fransa’da hem de Avrupa’da komedya türünün sırtlayıcıları arasında yer aldı. Commedia dell’arte geleneğinden beslenen ve Terentius, Titus Maccius Plautus, gibi Latin komedya yazarlarından büyük oranda etkilenen Marivaux’un 30’dan fazla oyunu bulunuyor.
Voltaire, Jean-Jacques Rousseau gibi döneminin ünlü Fransız yazar ve düşünürlerinin takdirini kazandı. Paris’te varlığını sürdüren İtalyan tiyatrosunun oyuncuları için birçok tiyatro metni yazdı. 1759’da Academie Française’in başına geçen Marivaux, yaşadığı dönemde belirli çevrelerce tanınmış olmasına rağmen hayatı 1763’te yoksulluk içinde son buldu.
2. Eseri, Yaşadığı Dönem ve Tiyatro Geleneği Hakkında:
“Yegâne meziyetleri altın, para, unvan. Yazıklar olsun! O kadar kibirli davranmanıza değdi mi?” (sayfa 40)
37 yaşındayken yazıyor Köleler Adası’nı Pierre de Marivaux. Sene 1725’tir ve Fransız Devrimi’ne henüz 64 yıl vardır. Günümüz tarihçileri tarafından devrime giden süreç irdelendiğinde hayatın her alanına yayılmış olan ayak seslerini ortaya çıkarırlar. Bunlardan biri de doğal olarak edebiyattır ve Fransız aydınları arasında yer alan Marivaux da eserleriyle bu sürece müdahil olan yazarlar arasındadır. Köleler Adası’nda sınıfsal eşitsizliği hicveden yazar bunu komedi sınırları dahilinde yapsa da, aslında anlatılanları kara mizah örneği olarak okumak mümkündür. Sanki çok yakında bir sosyal devrim olacağını sezmiş gibi bir oyun kaleme almış ve insanlar arasında var olan düzeni tamamen tersine çeviren bir kurguyla