70'li yıllardaki "ideolojik" saflaşmada yeraltı dünyası mensupları da yerlerini aldılar. Gözlerini kırpmadan ölüme koşan devrimciler ve ülkücüler "Babaları" korkutuyorlardı. "Solcu Babalar" ile "Ülkücü Babalar" nedense hiç kavga etmiyorlardı. Hatta bazıları ikili bile oynuyordu.
Ne sağcıyım, ne solcu, ne komünist, ne ülkücü, ne türkücü... Insancıyım. Aç kalmayayım, bir misketim olsun, fazla bir şey istemiyorum. Savaş bitse... Kimsenin canı yanmayacak, bitmiyor işte, Ahmet ölüyor, Mehmet ölüyor... Inanır mısınız, neden bitmiyor benim de aklım ermiyor..
O zaman 12 Eylül'den sonra çıktı ortaya. Ölenlerden çıkan silahlara bakıyorlar. Solcudan çıkan mermi ile ülkücü çocuktan çıkan mermi; aynı silahtan atılmış. Nasıl şey bu?
Ölüm kutsanmasın! Ulan öl, o zaman! Yani, kurşun girince ne sosyalizm kalıyor, ne Kürdistan, ne ülkücülük... İlk düşündüğün, kan nasıl durur, anlatabiliyor muyum? Ölümü kutsayan insanlar tarihin en büyük suçunu işliyor. Türk ordusundan, siyasilerden kimse bana Ahmet'in ölümünü açıklayamayacak. İki taraf da o çocuğun üç parça halinde annesinin kucağına gitmesini açıklayamayacak. Solculara kızıyorum. Belki bir ülkücü çok kolay ölüme götürür, dinci cihat için götürür. Solcular insanları biraz daha dikkatli ölüme göndermeli. Biz hayatı kutsayan insanlar olmalıyız. Kitaptaki ideolojilerden çok pratikteki hayatı yüceltmeliyiz. "Sonraki nesiller mutlu olsun, git öl" dememeliyiz. Belki kimse bunu demedi ama pratikte bu yaşanıyor, ucuz kahramanlık. Ölüyorsun, ailene biraz para gönderirler bitti, şehitlik hikâye. "Yaralanmamaya, ölmemeye dikkat edin, çünkü her ölen askerin ailesine şu kadar para yatırılıyor, devlet bütçesini sarsmayın" diye yazı gelmişti. İnsanın hayatı boyunca koşamamasının karşılığı ödenir mi, mümkün mü?
29 Mayıs 1980 sabahı Çorum halkı, bir "kâbusla" karşı karşıyadır. Çorum, adeta 'ülkücülerce' işgal edilmiştir. Çorum'la bağlantılı bütün il, ilçe ve köy yolları tutulur. Alevi ve solculara ait önceden belirlenmiş işyerleri tahrip edilip, yakılır. "Ülkücü" olmayan, kendilerinden olmayan herkes dayaktan geçirilir ve esir alınır. Saldırıya uğrayanların, güvenlik güçlerine başvurduklarında aldıkları yanıt ise trajikomiktir: "Toplumsal olaydır, müdahale edemeyiz."