“İnsanlık tarihinde nispeten geç doğan bugünkü anlamda siyasi yönetim olgusu tarih boyunca dört ana biçim kazandı. Bunlar şehir devleti, krallık, imparatorluk ve ulus-devlettir. Bu dört model arasında siyasi gücün merkeziyetçilik derecesi, sınırları, meşruiyet kaynakları açısından farklar vardır. Siyasi yönetimlerin insanlık tarihinin kısa bir bölümü (yaklaşık 10 bin yıl) boyunca var olmuş olması, onların tarihte ve günümüzde basit bir ayrıntı, bir önemsiz parantez teşkil ettiğini göstermiyor. Bugünkü dünyamız bir siyasi yönetimler (devletler) dünyasıdır. Devletler bugünden yarına ortadan kalkacağa da benzememektedir. Ulus-devletlerin yetkilerinin aşınıyor olması devletin bir gün, en azından yakın gelecekte, insanların hayatından çekileceğini göstermiyor.”
Sayfa 21 - İnsan Toplumları ve Siyasal Yönetim·Kitabı okuyor
Spinoza’nın 41.önermesi
Başkası tarafından sevildiğini hayal eden ve ona bunun için hiçbir sebep ya da neden vermediğine inanan ya da verdiğine inanmayan kişi,zorunlu olarak,karşılık olarak onu sevecektir.
Sayfa 95 - İletişim Yayınları 6.Baskı 2022·Kitabı okuyor
Reklam
Hoşlanmanın temeli olarak kusur
Hiçbir zaman öyle kendiliğinden güzel olan bir şeyi seviyor değiliz,dikkat ederseniz.Kendisine yakınlık duyduğumuz,sempati duyduğumuz,bize bu izlenimi verecek şeyde,şöyle bir “başka dünyadan”lık bir tür beceriksizlik hali,bir tür tuhaflık olmazsa asla dostluk kurulamaz.
Sayfa 71 - İletişim Yayınları 6.Baskı 2022·Kitabı okuyor
Kontrolsüz nüfus artışı fosil enerji kaynaklarının tükenmeye başlaması son 60 yılda gıda için sulanan Toprak miktarının 4 katına çıkması su kaynaklarının %70'inin bu toprakların sulamasında kullanılıyor olması ve sürekli devam eden bir tüketim hali dünya için tedbirler almayı mecbur kılmaktadır. Artan nüfus Japonya ve Güney Kore haricinde genellikle Doğu toplumlarında gerçekleşmiş ve bu aşırı nüfus ise çalışan insanların düşük ücret almasını kadınların da iş yaşamına dahil olmasıyla yüksek işsizlik rakamlarını ve yüksek oranlarda sınır ötesi göçleri de beraberinde getirmiştir. Aslına bakılırsa nüfus sorunu bile kültürel bir problemdir ve toplumların eğitim düzeyleri arttıkça bireyler medeniyete uyum sağladıkça bu artış hızı da azalacaktır. 2050'de dünya için beklenen nüfus 9-10 milyar arasındadır ve bu sayıda denge bulacağını iddia eden sosyal bilimcilerde vardır. Peki son 60 yılda neredeyse 3 katına çıkan nüfus ortalama yaşam süresi artmışken tıp gelişmiş gıda sorunu endüstriyel tarımla çözümlenmiş ve ortada Büyük bir savaş ihtimali bile yokken ve nüfus olarak sürekli artıyor olmayı kültürel alışkanlıkları haline getirmiş Bu kadar Ulus varken nasıl olacak da kalan sürede sadece 2 milyar artacaktır? Küreselleşen dünya bir medeniyet projesidir birçok kültür değişime uğramaktadır ve haliyle geçmişten getirdikleri birçok alışkanlık ortadan kalkacaktır kalkmalıdır. Küreselleşme süreci her ülkeye farklı türden gerçekleri dayatmaktadır ve bütün kültürlerin kendilerine göre artıları ve eksileri vardır.
Alıntı
Eski uygarlıkların,inançların ve düşünce sistemlerinin bilgeliğiyle canlı,kendi tarihleri ve gelenekleri olan çok sayıda ulus ve etnisiteyi içeren, küçük siyasi rekabetlerle coğrafi olarak bölünmüş ,ancak ortak bir şekilde Kur’ân’ın ve elçisi Hz. Muhammed’in Arapça dili sayesinde bir arada tutulan geniş bir kültürel alan. Peygamber olmasa, İslam olmaz, bu inancı anlama ve açıklama çabalarına dayanan İslam aklı da gelişmemiş olurdu.
–Bundan 30 küsur yıl önceydi. İkinci Cumhurreisi İnönü’nün Taht’a çıkışının altıncı senesi ve İkinci Dünya Harbi’nin nihayet bulduğu demler... 1943’te çıkan ve basında Hiroşima’daki atom bombasına denk bir tesir yapan «Büyük Doğu» kapatılmış, Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarî Şube’sindeki hocalığım elimden alınmış ve askere çağrılarak Eğridir Dağları’na sürülmüştüm. Sebep, sadece şu mealde bir hadîs neşretmiş olmamdı: «ALLAH’A İTAAT ETMEYENE İTAAT OLUNMAZ!» Devrin Maarif Vekili Hasan Âli Yücel bana, makamında şu sözü söylemişti: «Bu hadîsi neşretmekle bize itaat edilmez demek istiyorsun!» Şaşırmıştım! Bu adam, Allah’a itaat etmediğini itiraf ediyor; böylece hem Allah’a inandığını, hem de ona itaat etmediğini bir araya getirmek gibi bir safsataya düşüyordu. Devrin Başbakanı imzasıyla hem «Büyük Doğu»ya, hem de bütün dergi ve gazetelere şu tamim gelmişti: «Allah ve ahlâktan bahsetmek yasaktır!» Profösörler meclisinde bu tamimi gören bir Fransız profesör, bize «Tarih boyunca hiçbir rejim bu kadar alçalmamıştır!» demişti. Evet; hocalıktan koğulduk, zindan yerine askere alındık ve ciğerimiz bir gözyaşı süngeri, eski hocamız Ahmet Hamdi Akseki’yi, hazır Ankara’ya gelmişken ziyaret edelim, dedik. O zamanlar Diyanet İşleri, Ulus tarafında, Bankalar Caddesi’nde, refahlı bir aileye bile yetmeyecek, kümese benzer bir apartman dairesindedir; Aksekili Hoca da, Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı, Başkan Yardımcısıdır. Başkan da Şerafettin Yaltakaya adında, gerçek bir din adamına ait her vasfın dışında biri... Onunla ilk temas vaziyetimi biraz sonra anlatacağım. Aksekili, eski talebesini, kollarını açarak iştiyakla karşıladı ve bana saatlerce dert yandı. Birden o kadar fenalaştım ki, kendisine edep dışı bir lâf ettim: «Hocam, sen bu makamda oturacağın yerde sırtına
Reklam
Reklam