Puan vermedi·120 syf.··
2026 92. kitabı
Yalnızlık Kime Benzer- Semih Gümüş Yalnızlığın resmini yapacak olsam...resme kabiliyetim yok ama düşsel resimlerini yapabilirdim sanırım... Üsküdar sahilinden Eminönü'ne dalıp giden bir gölge adam çizerdim mesela...elinde sönmeye yakın bir sigara..acelesiz...ayakta bir yalnızlık... Yürürken...eski bir mezarlığın yanından geçerken...eskimiş isimler, kurumuş kemikler, derviş ridasıyla serviler... sessizliğin örttüğü yaşanmışlıklar...şu eski mezar taşında heceleyerek okuduğum eski harfler...bir silik isim...kimsenin umrunda olmayan aşkları, hayal kırıklıkları...ne aidiyet ne illiyet...sadece yan yatmış bir mezar taşı...yanından geçip gidiyorum işte...yürürken yalnızlık... Kitaba gelemedim hala...kitaptaki...aşkta yalnızlık...evin önündeki bir çift ayakkabı bile yalnızlık işareti aslında... İkinci bir çiftin olmayışı....dokunduğunda çekilen bir ten...azap...tekil bir yalnızlık...yanındakine ulaşamamak...gözlerine bakarken bir aynada kaybolmak... Nietzsche'nin dediği gibi. Uzun süre bir uçuruma bakarsan uçurum da senin içine bakar...ama kitaptaki...yazar düşmek istedikçe kaçan bir uçurum... Yalnızlık çoğaltılamaz...aslında tekrarlanamaz da olsa gerek... çünkü her defasında aynı yalnızlığı yaşamaz insan... Ve Lâl...o karşılıksız uçurum...ismi ne güzel seçmiş yazar...lâl û ebkem...konuşmayan bir mihrap sevgili...ve işte yalnızlığın hâtimesi...kime benzer yalnızlık? Kafka kadar yalnız!!! Gerçekten o kadar yalnız mısınız? Kısa bir gülüş... Franz Kafka kadar yalnız....
Yalnızlık Kime BenzerSemih Gümüş · Can Yayınları · 2017150 okunma
Puan vermedi·406 syf.··
2026 31. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 00:00
Mercy Falls Kurtları serisinin ilk kitabı olan Ürperti (Shiver), kanlı bir korku hikâyesi değil; zamanla, soğukla ve doğanın acımasız kanunlarıyla yarışan lirik bir kış masalıdır. Ürperti: Soğuğun içinde filizlenen sıcak bir aşk ve veda; ​Stiefvater, bu kitabında fantastik edebiyatın klişelerini yıkarak, "dönüşüm" kavramını biyolojik bir lanetten ziyade, hatıraların ve insanlığın yavaş yavaş silindiği trajik bir yok oluş süreci olarak ele alıyor. Eser, her düşen hava sıcaklığının aslında bir vedanın habercisi olduğu, zamanın amansızca işlediği bir hayatta kalma mücadelesidir. Ürperti, temposu yavaş ama duygusal yoğunluğu çok yüksek bir eserdir. Stiefvater, kelimeleri bir ressam gibi kullanarak kışın o dondurucu güzelliğini okura harika bir şekilde hissettirir. Fantastik kurgudan ziyade, ruhu olan şiirsel bir aşk hikâyesi okumak isteyenler için mükemmel bir başlangıçtır.. ​"Ona bakarken, sadece geçmişi değil, aynı zamanda sahip olamadığımız geleceği de görüyordum. O benim kışım, ben onun yazıydım; ve biz, hiçbir zaman aynı mevsimde kalamadık.."
ÜrpertiMaggie Stiefvater · Turkuvaz Kitap · 2010388 okunma
Reklam
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 22:19
Mecaz olanla hakikat olanı karıştırma!.. Denenemeyecek olanı denemeye kalkışma!.. Rasim Özdenören Rasim Özdenören - Kuyu: Bir İçsel Yolculuk ​Kuyu, aslında fiziksel bir mekandan ziyade insanın kendi ruhuna, geçmişine ve varoluşsal sancılarına yaptığı bir yolculuğun simgesidir. Kitabı üç ana eksende ele alabiliriz: ​1. Hakikat Arayışı ve Modern Birey ​Özdenören, modern dünyanın karmaşası içinde sıkışmış insanın, kendi "kuyusuna" düşüşünü anlatır. Bu düşüş bir yok oluş değil, aksine kendini bulma çabasıdır. Karakterler genellikle bir eşiktedir; ya geçmişin yüküyle ya da geleceğin belirsizliğiyle hesaplaşırlar. ​2. Metaforik Anlatım ​Kitaba ismini veren "Kuyu", Hazreti Yusuf’un kuyusundan tutun da insanın içindeki karanlık dehlizlere kadar pek çok anlam barındırır: ​Karanlık: Bilinmezliği ve korkuları. ​Derinlik: İnsanın yüzeysel dünyadan kaçıp kendi özüne yönelmesini. ​Yalnızlık: Kişinin ancak kendiyle baş başa kaldığında hakikati görebileceğini simgeler. ​3. Zaman ve Mekan Algısı ​Hikayelerde zaman doğrusal akmaz; anılar, rüyalar ve gerçeklik birbirine geçer. Yazar, okuyucuyu alışılmışın dışında bir kurguyla karşı karşıya bırakarak, "Neredeyiz ve nereye gidiyoruz?" sorusunu sordurur. Tıpkı fotoğrafa eklediğin o nottaki gibi: "Yolun nereye çıkacağı, senin nereye gitmek istediğine bağlıdır." ​Özetle: Kuyu, insanın dünyadaki gurbetini, yalnızlığını ve bu yalnızlıktan süzülerek gelen o ince sızıyı anlatan; okuru dış dünyadan koparıp kendi iç sesini dinlemeye zorlayan sarsıcı bir hikaye bütünüdür.
1000Kitap
KuyuRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 20221,105 okunma
“Hız çağında unutulan şey: tefekkür”
10/10
·104 syf.·
2026 24. kitabı
10/10 Tefekkür Yaşamı üzerine konuşalım—bu kitap kısa ama düşündürdüğü alan çok geniş. Byung-Chul Han burada aslında modern insanın en büyük kaybını işaret ediyor: düşünme ve durma yetisini. Ona göre biz artık “yaşayan” değil, sürekli üreten ve tüketen varlıklar haline geldik. Bu yüzden de “tefekkür” yani derin düşünme, içe dönme, anlam arama hali neredeyse yok oluyor. Kitabın temel fikrini şöyle özetleyebiliriz: İnsan sadece eylemle değil, eylemsizlikle de var olur. Ama burada “eylemsizlik” tembellik değil. Han’ın kastettiği şey: * Durabilmek * Sessizlikte kalabilmek * Kendinle baş başa kalabilmek * Bir şeyi hemen tüketmeden, üzerinde düşünebilmek Bugünün dünyasında ise tam tersi var: * Sürekli meşguliyet * Sürekli dikkat dağınıklığı * Sürekli bir şey yapma baskısı Han buna “performans toplumu” diyor. Yani kimse seni zorlamasa bile sen kendini zorluyorsun. ⸻ Kitabın felsefi damarı Han, Hannah Arendt’in “vita activa” (eylem yaşamı) kavramına karşı, “vita contemplativa”yı (tefekkür yaşamı) yeniden hatırlatıyor.
Tefekkür YaşamıByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024360 okunma
9/10
·488 syf.·
2026 207. kitabı
Ulus Baker Üniversite yıllarımda baş okumalarım arasında yer aldı. Kitabı buraya eklememiştim hatırladığım kadarıyla bir inceleme yazmanın doğru olacağını düşündüm. Ulus Baker Dolaylı Eylem kitabında toplumsal meselelere bakarken sadece somut olaylara değil, bu olayların arkasındaki duygu ve algı süreçlerine odaklanıyor. Yazara göre siyaset sadece meydanlarda yapılan bir şey değil, bizim dünyayı nasıl deneyimlediğimizle doğrudan ilgili bir süreç. Baker, insanların sadece ne düşündüğünü ölçen anket temelli sosyolojiyi yüzeysel buluyor ve bunun yerine duygulanışlar üzerine kafa yorulması gerektiğini savunuyor. Baruch Spinoza 'nın felsefesinden yola çıkarak korku veya keder gibi duyguların insanı pasifleştirdiğini, buna karşılık neşenin insanın bir şeyler yapabilme kapasitesini artırdığını anlatıyor. İktidarın insanları daha kolay yönetmek için kederli duyguları yaygınlaştırdığını, dolayısıyla bu duygu durumundan çıkmanın başlı başına bir direniş olduğunu belirtiyor. Kitapta sinema ve görüntüler de geniş yer tutuyor çünkü Baker imajların sadece birer görsel olmadığını, bizim düşünme biçimimizi inşa ettiğini düşünüyor. Bu yüzden dünyayı farklı bir gözle görmeye başlamanın ve imajları farklı yorumlamanın en etkili dolaylı eylem biçimi olduğunu vurguluyor. Kısacası bu metin, toplumsal yapıyı değiştirmek için önce kendi algı ve duygu dünyamızı anlamamız ve dönüştürmemiz gerektiğini sade bir dille açıklıyor.
Dolaylı EylemUlus Baker · Birikim Yayınları · 2012164 okunma
Cennet Nimeti Ekin…Babamın Sevdiği Ekinler Gibi
10/10
·208 syf.··
2025 70. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2025 01:47
Bir varmış bir yokmuş ruhlar aleminde emanetler verilmeye başlamış. Kul Sultan’a sıra gelince oda bakmış bakmış acaba hangi iki anne ballarını seçsem diye bir o tarafa bir bu tarafa bakarken o sırada Ekin’in zıp zıp yerinde duramayan hali Sultan’ın dikkati çekmiş, zaten Ekin dikkat çekmeyi severdi ki. İşte şimdi, tamda o anda iki çift göz buluşmuş. Ekin’in minnetsiz ama sevgi dolu bakışlarına Sultan şak diye vurulmuş. “İşte bu…evet evet şu kıvırcığı istiyorum,” demiş. Bu kadar etrafına ışık saçan bir çocuk bana emanet edilsin ki sevgisiz evlerde ışıkları sönmesindi. 9 yıllık bir ömür… Ekin, Sen yok oluş sanılan şeyin, aslında var olmanın kanıtını bize, annen vesilesiyle göstere göstere anlattın, çocuk. Senin gittiğin diyarın bir bitişin değil, bir başlangıcın başı olduğunu, sırası geleceğini bildiği halde o günün hiç gelmeyeceğini sanan insanların önüne tüm çıplaklığıyla bir kere de sen serdin… Ekin, Annen seni seçti ya hani, o seni seçerken sen sonsuzlukta da seçilenlerdenmişsin meğer… Annen anlatmayı hep sevdi, belki oda farkında değil ama kim bilir sende onu çok iyi hikaye anlatıcısı diye seçtin. Kim bilir! Annen hikaye anlatmayı iyi ki sevmiş çocuk, o böyle sevmeseydi hikayeleri, kelimeleri kapısından girdiğin evlere bir cennet nimeti misafir gelemeyecekti. Sen şimdi her evde sana yazılan satırları okunurken bazen tebessüm ettiriyor bazen kahkaha attırıyor ama çoğu kez de hüzünlere boğuyorsun, annesinin cennetten gelmiş ışıklı oyuncağı… Ekin, Sen işini bilirsin kuzum. İyi bir hikaye anlatıcısı olduğu için sende Sultan’ı anne olarak seçtin değil mi? Çünkü annen bize de doğumu, ölümü, Allah’a teslimiyeti, ayaklarının altına aldığı şeytanı öyle güzel anlatı ki okuyan herkes kendi teslimiyetini, imanını sorguladı kuzum. Bu dünyada emanetçi olduğumuzu, hiç bir
Benim Adım EkinSultan Karaaslan · Timaş Yayınları · 2025284 okunma
Reklam
Reklam