Bir parça gülsem,birazcık sevinsem,işim gücüm bir zaman rast gitse o acı birden bire karnıma saplandı. Bu yüzden dudağımın kıyısında hep yarım bir gülüş asılı kaldı. Aynalara bakarken gülüyor muyum,ağlıyor muyum,bilemedim. Bildiğim,iki büklüm kaldım senden sonra.
Sayfa 61·Kitabı okudu
Kadına Şiddet -I-
I. Gece yine geç vakitte indi şehrin omuzlarına, Bir yerlerde, rutubet kokan bir apartmana bir karanlık gölge yaklaşıyordu. Ağır ve sarhoş adımlarla içeri girdi. Bir adam değil, Kendi ezikliğini yumruk yapmış bir öfkeydi o. Adımlarında korkunun kokusu, soluğunda öfkenin zehri saklıydı. Kadın ayak seslerinden tanıyordu yaklaşan felaketi. Asansör yine bozuktu, Öfke merdivenleri ağır ağır çıkıyordu. Bu karanlık gölge yalnızca bir evi değil, bir kadının tüm ömrünü çökertmeye geliyordu. (Bazı kadınlar Kocalarının ruh halini Anahtarın kilide giriş şeklinden anlardı.) Anahtarın kilitte dönerken çıkardığı o metalik, o soğuk ses, İçeride, kalbi göğüs kafesine sığmayan bir kadının infaz saatini duyuruyordu. Kadın korkuyu sesizce sofraya koyuyordu. Kalbi sanki kaburgalarını kırıp kaçmak istercesine çarpmaya başlamıştı. Kadın, sessizce kapıya doğru yürüdü. (Çünkü bazı kadınlar Kendi evlerinde misafir gibi yürümeyi öğrenmişti zamanla.) Kapı açıldı. Adamın yüzünde, bütün gün biriktirilmiş karanlık, hıncını çıkarma duygusu.
Reklam
Kadına Şiddet -I-
I. Gece yine geç vakitte indi şehrin omuzlarına, Bir yerlerde, rutubet kokan bir apartmana bir karanlık gölge yaklaşıyordu. Ağır ve sarhoş adımlarla içeri girdi. Bir adam değil, Kendi ezikliğini yumruk yapmış bir öfkeydi o. Adımlarında korkunun kokusu, soluğunda öfkenin zehri saklıydı. Kadın ayak seslerinden tanıyordu yaklaşan felaketi. Asansör yine bozuktu, Öfke merdivenleri ağır ağır çıkıyordu. Bu karanlık gölge yalnızca bir evi değil, bir kadının tüm ömrünü çökertmeye geliyordu. (Bazı kadınlar Kocalarının ruh halini Anahtarın kilide giriş şeklinden anlardı.) Anahtarın kilitte dönerken çıkardığı o metalik, o soğuk ses, İçeride, kalbi göğüs kafesine sığmayan bir kadının infaz saatini duyuruyordu. Kadın korkuyu sesizce sofraya koyuyordu. Kalbi sanki kaburgalarını kırıp kaçmak istercesine çarpmaya başlamıştı. Kadın, sessizce kapıya doğru yürüdü. (Çünkü bazı kadınlar Kendi evlerinde misafir gibi yürümeyi öğrenmişti zamanla.) Kapı açıldı. Adamın yüzünde, bütün gün biriktirilmiş karanlık, hıncını çıkarma duygusu.
Kadına Şiddet -I-
I. Gece yine geç vakitte indi şehrin omuzlarına, Bir yerlerde, rutubet kokan bir apartmana bir karanlık gölge yaklaşıyordu. Ağır ve sarhoş adımlarla içeri girdi. Bir adam değil, Kendi ezikliğini yumruk yapmış bir öfkeydi o. Adımlarında korkunun kokusu, soluğunda öfkenin zehri saklıydı. Kadın ayak seslerinden tanıyordu yaklaşan felaketi. Asansör yine bozuktu, Öfke merdivenleri ağır ağır çıkıyordu. Bu karanlık gölge yalnızca bir evi değil, bir kadının tüm ömrünü çökertmeye geliyordu. (Bazı kadınlar Kocalarının ruh halini Anahtarın kilide giriş şeklinden anlardı.) Anahtarın kilitte dönerken çıkardığı o metalik, o soğuk ses, İçeride, kalbi göğüs kafesine sığmayan bir kadının infaz saatini duyuruyordu. Kadın korkuyu sesizce sofraya koyuyordu. Kalbi sanki kaburgalarını kırıp kaçmak istercesine çarpmaya başlamıştı. Kadın, sessizce kapıya doğru yürüdü. (Çünkü bazı kadınlar Kendi evlerinde misafir gibi yürümeyi öğrenmişti zamanla.) Kapı açıldı. Adamın yüzünde, bütün gün biriktirilmiş karanlık, hıncını çıkarma duygusu.
İnsan üç beş katlı bir binadan yere bakarken baş dönmesi hissine kapılıyor da, yere yatmış bir duvar gibi düpedüz bir zemin üzerinde ufka bakarken niçin aynı hissi duymuyor? Eğer mesele düşme korkusundan ibaretse, Arz cazibesi diye izah ettikleri düşmeyi, cazibenin bir ân ufkîleştiğini hayâl ettiler mi, ufka doğru bir uçuş şeklinde de kabûl edebilirler... Ufka doğru düşmek; korkunç hayâl!..
Sayfa 73 - Büyük Doğu Yayınları
Alıntı
Unutturma Çağı
Yürümek bir kentin adım adım hafızaya kazınmasını sağlar. Yürüyerek arşınladığımız her sokağın, her caddenin görüntüleri zihnimizde yer eder. Hatta gelip geçtiğimiz yollardaki dükkânlar, bize hitap eden her ne varsa hepsi zihnimize bir görüntü olarak kazınır. Üzgün bir hâlde yürürken rüzgârın etkisiyle ağaçtan düşen bir yaprağa ilişmiştir gözümüz. Günün birinde o yoldan bir kez daha geçerken o ağaca bakıp o anki duyguları tekrardan yaşayabiliriz. Hatıra böyle bir şeydir. İnsan neyi unuttuğunu iyi bilmelidir. Oysa günümüzün modern şehirleri "düzenli bir karmaşanın" vücut buluş halidir. Hiçbir şey yerli yerinde değildir ama işler bir şekilde devam etmektedir. Modern kentlerin hafızada yer eden ve insanın muhayyilesine kazınan pek bir görüntüsü yoktur. İnsanın fıtratına uygun tanzim edilmediği için de daha çok hapishane hüviyetindedir. Elbette kişi mahpus olduğu dönemde yattığı ranzanın rengini, koğuşun duvar boyalarını veya çaydanlığın bakırdan mı yoksa çelikten mi oluşunu hatırlayabilir ama kişi bunları unutmak ister. Tıpkı modern şehirlerin insanlar tarafından günün birinde terk edilmek istenen yerler olduğu gibi. Modern hayat bize yaşayamayacağımız şehirlerde hayat sürmemizi emreder.
Sayfa 40 - İbrahim varelci·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam