Devletlerin gücü ve zayıflığı, ulusların refahı veya çürümesi sadece yöneticilerin yetkinliği veya yetersizliğine bağlı değildir. Yöneticiler ne olursa olsun, iyi ya da kötü, kahraman ya da zalim her zaman halklarının bir yansımasıdır. Bunlar halkın ruhunun bir kopyası, kitlelerin üretimidir. Halk nasılsa onlar
da öyledir. Bu nedenle uzun zaman önce her ulusun hak ettiği hükümete ve yöneticilere sahip olduğu söylenmiştir.
Şiiliğin yayılmasını dış politikasının merkezine yerleştiren İran ulus-devlet aklı, “vahdeti vurguladığı ve İsrail düşmanlığını bayraklaştırdığı hamasi söylemleriyle. İslâm dünyasında kendisine taraftar bulurken, Ortadoğu'da güçlü Sünni Müslüman ülkeler ve siyasi aktörler de istemiyor. Bu bağlamda esas “tehlikeli” görülen ülke, Türkiye. Yakın dostluk gösterileriyle Türkiye'yi kontrol altında tutmaya çabalayan İran, Ortadoğu'daki birçok cephede açıktan Türkiye'nin karşısında konumlanmakta ise bir beis görmüyor. Son örneğine o Ermenistan'da şahit olduğumuz bu politika, bizi şaşırtmamalı; aksine uyanıklığa, dikkate ve tedbire sevk etmelidir.
Türkiye, sömürgeciler ve emperyalistler için kötü örnek oldu. Bu nedenle Cumhuriyeti ve laik kamusal düzeni tasfiye edip, "ılımlı" da olsa şeri bir rejim kurmak için ellerinden geleni yapacaklardı. Türkiye, İslam dünyası için kötü örnekti çünkü. İnanç merkezli bilgi
anlayışının yıkıldığı, akıl çağını başlatan, bağımsızlıkçı, demokratik ve kalkınmacı bir modern ulus devlet modelinin yaygınlaştığı İslam dünyasını Batı'nın yönetmesi ve eskisi gibi sömürmesi mümkün değildi. Üstelik Müslüman toplumların önemli bir bölümü, dünyanın en zengin enerji yataklarının üzerinde oturuyorlardı.
Ulus Milliyetçiliği ile Irkçı Milliyetçilik Aynı Anlama Gelmez
Her ulusun bir adı var.
Ulus birçok ırk, mezhep, din, inanç, kültürü bir arada birlik beraberlik ve biz bütünlüğü içinde vatan toprakları, yeraltı ve yer üstü kaynakları ile birlikte üretim ve hizmet araçlarının tüm sahibi olan devlet aygıtı ile kendine hizmeti temsil sistemi ve toplumsal sözleşme ile kurala bağlamış en sağlam ve güçlü huzurlu yaşam biçimi uygarlığının üretmiş olduğu varlık birliği ahlakıdır.
Her ulusun hakim bir ırklar birliğini sağlayan kök soyu vardır.
Ulus devletlerin adını din ile ilişkili anmak doğru değildir. Çünkü o ulusu bir arada tutan din değil tarih, dil ve kültür birliğidir. Tarihi, kültürü ve dil birliği olan kök soy kaçınılmaz hakimdir.
Din bir seçimdir. Yaşamı boyunca din din dolaşan hatta kendi seçimi olmayan bir din ile yaşama başlamış yaşamı dinsiz tamamlayan insanların olmasının sebebi dinin siyasete, devlete alet ediliyor olmasıdır.
Irk ve din üzerinden ideolijer üretmek artık çağ dışı kalmış bir gericiliktir.
Türk ulusunun yüz yıl önce ki şartları ile bugün ki koşullara uygun şartları aynı değildir.
Tarihi sonradan yazanlar kendi dünya görüşüne göre genelde yazdığı için dünya görüşü adı altında sayısızca tarih üretmek mümkündür.
Türkçü diye bir Türk türü yoktur.
Çok partilili siyaset ve 27 Mayıs askeri darbesinin sonrası üretilen din ve ırk sentezli Türkçülük Türk ulusunu temsil etmeye yetmeyeceği gibi ırkçı ve mezhepçi dinci bölücü ideoloji besleyip büyüten bir görev yaparak Anadolu üzerinde planlar yapan bugüne kadar askeri ve sivil darbelerle soygun üreten soyguncu soykırımcı yayılmacı haçlı batının küresel planlarına tüm diğer ideolojiler ile birlikte hizmet etmiştir.
Kadim Türk tarihi, kültürü ve dilinin kullanılmış olması aldatıcıdır.
Hiçbir soy,