Beni mahvedecek ve benim tarafımdan mahvedilecek birini istiyorum. Sevgi ve muhabbetin birçok biçimi var, bazı insanlar birbirlerinin adını bilmeden bütün hayatlarını birlikte geçirebilirler. Ad vermek zor ve zaman alan bir süreçtir; özlerle ilgilidir, güç demektir. Ama vahşi gecelerde sizi eve kim çağırabilir? Sadece adınızı bilen kişi.
Romantik aşk cep kitabı biçiminde sulandırıldı ve binlerce ve milyonlarca sattı. Bir yerlerde hala özgün halinde, taş tabletlere yazılı. Denizleri geçerdim ve güneş çarpmasına tahammül ederdim, sahip olduğum her şeyi verirdim ama bir erkek için değil, çünkü onlar mahveden olmak istiyor, asla mahvedilen değil. Bu yüzden de romantik aşka uygun değiller. İstisnalar var ve umarım mutludurlar.
“…Umarım sen iyi ellere düşersin; ama bir at kendisini kimin alacağını veya süreceğini asla bilemez. Bizim işimiz şansa bağlı; yine de derim ki, her ne yapıyorsan bütün gayretinle yap, iyi bir ismin olsun."
Yusuf Ali, "Timur amcam aradı," dediğinde sesindeki korkunun farkındaydım. "Güneş seninle mi, dedi. Altıma sıçmak üzereydim. O telefonun umarım sessizde değildir. Adam kırk kere aramış. Şu an her an buraya geliyor olabilir."
Babamdan deli gibi korkuyordu. Garip bir ilişkilerinin olduğunu asla inkâr edemeyecektim. Babam her bayramda ona sıkıca sarılır, saçlarından öperdi ama arada ensesine şamarı indirip kıçına tekme attığı anlara şahit olmuyor değildim. Murathan amcam oğlunu korumak için derin bir mücadele veriyordu. Lise sona gittiğimiz yıl sevgili olduğumuzu öğrendiği an ise korkunçtu.
Murathan amcaların evinin kapısına dayanmış, o oğlunu bana ver, diye olay çıkarmıştı. Gökçen teyzem oğlunu kurtarmak adına odaya saklarken annemle benim de babamı dizginlememiz bir hayli uzun ve meşakkatli olmuştu. Benimle küslüğü ise sadece bir hafta sürmüştü. Daha fazla dayanamayıp, kolunun altına sığınarak barışalım diye ağlayan bendim. Dayanamazdı Güneş kızına, biliyordum. Bir şekilde Yusuf Ali'yi de kabullenmek zorunda kalmıştı ama hala tekmeliyor, oradan oraya savurup ters ters bakmayı ihmal etmiyordu.
Kendine, babamın her sözünü yerine getirmeyi misyon ve vizyon edinen Yusuf Ali, "Seni hemen eve götürmem lazım," dedi. "Yoksa götüme kırk kazık sokacak gibi hissediyorum."
Haklıydı. İtiraz etmeden beni çekiştirmesine izin verdim.
"Sana tutuluyorum diyorum, Josie. Hem de çok fena. Tanıştığım en zeki insansın. Çok iyi sohbet ediyoruz ve o kadar güzelsin ki sana saatlerce bakabilirim. Bu manzaradan asla bıkmam. Bence..." Boğazını temizledi. "Bence sen benim için o kişisin. Ama senin de aynı şekilde hissedip hissetmediğinden emin değilim ve eğer durum buysa, bununla başa çıkıp yoluma devam etmeye çalışırım. Öyle ya da böyle. Umarım yani."