umayteg

umayteg
Muhibbi ne hoş halin
Evvelâ: Gayet uzak mesâfeden bakılsa, en büyük şey, en küçük bir şey gibi görünebilir. Bir yıldız, bir mum kadardır denilebilir. Sâniyen: Hem tebeî ve sathî bir nazarla bakılsa; gayet muhâl bir şey mümkün görünebilir. Mektubat
Cenab-ı Hak bize gayet karibdir, biz ondan gayet derecede uzağız. Mektubat
اَگَرْ نَه خٰواهٖى دَادْ ، نَه دَادٖى خٰواهْ denildiği gibi: Eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi. Mektubat
Madem Cenab-ı Hak Hakîm'dir; biz ondan isteriz, o da bize cevap verir. Fakat hikmetine göre bizimle muamele eder. Hasta, tabibin hikmetini ittiham etmemeli. Hasta, bal ister; tabib-i hâzık, sıtması için sulfato verir. "Tabip beni dinlemedi." denilmez. Belki âh ü fîzarını dinledi, işitti, cevap da verdi; maksudun iyisini yerine getirdi. Mektubat
Biz, Şâir-i Mısrî'nin tarzında deriz: Deryâ olunca nefes, Pârelenince kafes, Tâ kesilince bu ses; Çağırırım: Yâ Hak! Yâ Mevcûd! Yâ Hayy! Yâ Ma'bûd! Yâ Hakîm! Yâ Maksûd! Yâ Rahîm! Yâ Vedûd!.. Ve bağırarak derim: لَٓااِلٰهَ اِلَّااللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ الْمُبِينُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ صَادِقُ الْوَعْدِ الْاَمِينُ Mektubat