Aşklarım, inançlarım işgal altındadır.
tabutumun üstünde zar atıyorlar,
cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır.
toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar,
denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları,
geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.
Hume, Dinin Doğal Tarihi başlıklı eserinde de, çoktanrıcı ve tektanrıcı dinlerin ortaya çıkışının arkasındaki coğrafi, meteorolojik, sosyolojik ve psikolojik nedenleri irdeler, çoktanrıcılık ile tektanrıcılık arasındaki benzerlikleri ve ayrılıkları inceler, adeta dinin bilimsel bir soykütüğünü çıkartır, dinin tarihçesini yazar. Bu eserde en çok dikkat çekici olan şey, korku, endişe ve umut gibi duyguların, korunma içgüdüsünün, ayrıca bilgisizliğimizin ve cehaletin, bir Tanrı kavramı oluşturmamızdaki etkisidir. Sosyal ve doğal koşulların etkisiyle, onları anlamaktaki yetersizliğimizle ve onlara karşı sürekli bir endişe ve korku durumu
içinde olmamızla birlikte, Tanrı’yı ve veya tanrıları düşünüyoruz.