... Hiç unutmam Adana Lisesinde okurken, Adana’da bir Ermeni kilisesini Turan sineması yapmışlardı. Bir gün ben de sinemaya gittim. Helâsına giderken, sanki kurşunla vurulmuştum. Çünkü kilisenin minberini helâ yapmışlardı.
... Giyiniş ve tavırlarıyla o zamana göre kimse bilmezdi ki feodal bir Kürt ailesine mensup olduğunu. Ben ona ve diğer arkadaşlarıma göre daha çok pozitif felsefenin tesirinde kalmıştım. Hiç unutmam bir kurban bayramında yurda geldi ve “Haydi çocuklar Süleymaniye Camiine bayram namazına gidelim” dedi. Arkadaşlar hazırlandılar. Gülerek bana baktı ve “Musa, sen de gel yahu!” dedi. Ben cennete gitmek için değil de Yusuf Abinin hatırı için “Peki!” dedim
Kendimi bütün ruhumla unutmanın uykusuna bırakmak is-tiyordum. Unutmam mümkün olsaydı, unutmak sürekli olsaydı, gözlerim kapansaydı da azar azar uykunun ötesine, mutlak hiçliğe gömülebilseydim, varlığımı artık hissedemez olacağım noktaya varsaydım, bir mürekkep damlasında, bir musiki ahenginde ya da renkli bir ışında erir giderdim ve sonunda dalgalar ve şekiller öyle büyürlerdi ki, hissedilemezin içinde silinir, yok olurlardı. O zaman dileğime kavuşurdum.
Babamın dün geceki sözlerini unutmam elbette mümkün değildi fakat bu tür durumları ilk kez yaşamıyordum; yeniden düşüp yeniden ayağa kalkma hissi pek tanıdıktı benim için.
Sayfa 62 - 4. Bölüm- Kırmızıya Çalan Bir Turuncu·Kitabı okuyor