Geleneksel olarak Roma'nın kuruluş tarihi MÖ 753 olarak kabul edilmiştir. Romalılar için bu sene ilk sene'ydi ve bu tarihten sonra gerçekleşen olaylar resmi olarak "şehrin kuruluşundan" (ad urbe condita) şu veya bu kadar sene sonra olarak tarihlendiriliyordu. Roma'nın oluşumu hakkındaki arkeolojik veriler ise bu kadar kesin değil. Bunun ana nedeni, çevredeki tepelere saçılmış halde yaşayan toplulukların ne zaman birleşip Roma devletini oluşturduklarını tam olarak bilemiyor olmamızdır. En eski dönemlerde tutulan kayıtlar son derece kısıtlıydı ve MÖ ikinci yüzyılın başında tarihçeler yazmaya başlayan Romalı yazarların bile kesin olarak bilmediği birçok şey vardı. Şehrin ilk günlerinin hikayelerinin içinde büyük ihtimalle doğru olan birçok bölüm bulunmaktadır ama belli başlı kişilerin veya olayların doğruluğunu kanıtlamak neredeyse imkansızdır. Roma'nın kuruluşundan sonra krallar tarafından idare edildiği açıktır fakat geleneksel anlatımda geçen yedi hükümdardan hiçbirinin gerçekten yaşayıp yaşamadığını bilmemize imkan yok. MÖ altıncı yüzyılın sonlarına doğru -burada geleneksel olarak verilen tarih olan MÖ 509 belki de doğrudur- bir ayaklanma sonucunda monarşik düzen yıkılmış ve yerine cumhuriyet gelmiştir.
Başka bir konuşmasında Kureyş'i kendisini desteklemeye davet eden Hz. Peygamber, şayet bunu yaparlarsa onların Kisra'nın yurdunu ele geçireceklerini bildirmiştir. Bu sözlerdeki mesajı alan ve Peygamber'i Kureyş'in istikbalini yüceltecek kişi olarak gören Mekke müşriklerinden Urbe b. Rebia, onunla mücadeleye girişen arkadaşlarını şu sözlerle uyarmıştır: "Vallahi onun söyledikleri ne şiirdir ne de kehanet. Ey Kureyş! Beni dinleyin; onunla yaptığı işin arasına girmeyin. Allah'a yemin olsun ki, onun verdiği haberler gerçekleşecek. Eğer Arap (kabileleri) onu mağlup ederse böylece sizler başkası sayesinde ondan kurtulmuş olursunuz; ama (Kureyş adına) o Araplara üstünlük sağlarsa onun mülkü sizin mülkünüz, onun şerefi, sizin şerefiniz olacak; bu sayede sizler insanların en üstünü olacaksınız."
Avn b. Abdillah b. Urbe der ki: "Önemli işleriniz için dualarınızı farz namazlara saklayın. Zira farz namazlarda edilen duanın diğer dualardan üstünlüğü, farz namazın nafile namaza olan üstünlüğü gibidir."