Uykusuzluk
3/10
·62 syf.·
2026 7. kitabı
Gece başlayıp bitirdiğim, sonunda “okumasam da olurdu” hissi bırakan Uykusuzluk (Insomnia), Henry Miller’ın anlatıdan çok zihnini açtığı, dağınık ama yer yer yakalanabilir bir metin. Deneme mi, itiraf mı, yoksa uykusuzluğun kaydı mı olduğu belirsiz. Yani uykusuzluğun kendisi gibi parçalı, savruk ve huzursuz. Kitapta sözü edilen Japon kadın, Miller’ın 1967’de yetmiş altı yaşındayken tanışıp aşık olduğu kabare sanatçısı Hoki Tokuda.Bu yaşlı adamın genç kadına duyduğu aşkı girişte kırılma metaforu üzerinden anlatmasını sevdim. Miller onu gündüzün düzenine ait biri olarak değil, “gecenin ve sabah alacasının kadını” olarak konumlandırır; “şarkısı ortalığı karıştırıp ürkü yaratan erkenci kuşun” tarafında. Uykusuzluk, kadının yokluğundan değil, varlığından beslenir. Metnin en dikkat çeken yerlerinden biri, Miller’ın güven anlayışını açık ettiği satırlardır: “Bütün kaypaklığına, hoppalığına ve yalancılığına karşın ona güvenim tamdı. Bana yalan söylediğini anladığım anda bile ona güveniyordum.” Burada güven ahlaki bir değer değildir; bilerek göz yummayı, vazgeçememeyi de içeren bir bağlanma biçimidir. Gerçeği görmekle geri çekilmek arasında bir eşitlik kurmaz Miller,görür ama kalır. Sonuçta Uykusuzluk, güçlü bir anlatı olmasa da bir ruh hali belgesi diyelim. Herkese gerekli değil; hatta bazı okurlar için gereksiz bile sayılabilir ama Miller’ın yaşlılıkta aşka, güvene nasıl baktığını merak edenler için, kusurlu ama dürüst bir kayıt olarak yerini alabilir . Bu kitaptan kendime sadece bir cümle alacak olsaydım şurası olurdu : “Azıyla yetinemediğimiz tek şey aşktır ve yeterince veremediğimiz de odur.”
UykusuzlukHenry Miller · Notos Kitap Yayınevi · 20162,975 okunma
Karanlığın Kalbinde Bir Yolculuk
Puan vermedi·251 syf.··
2023 39. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2023 11:11
Poe'nun öykülerini okurken, kendinizi karanlık ve labirent gibi bir dünyaya adım atmış gibi hissedersiniz. Bu dünya, "Usher'ların Çöküşü"ndeki malikane gibi, hem tanıdık hem de rahatsız edici bir şekilde yabancıdır. Sanki çocukluğunuzdan kalma bir kabusun içine çekiliyorsunuz ve her köşede sizi bekleyen yeni bir dehşet keşfediyorsunuz. Poe'nun karakterleri de bu dünya gibi tuhaf ve gizemlidir. "ne idüğü belirsiz bir ürkü"ye tutsak düşmüş, akıl sağlıkları sallantıda olan kişilerdir. Bu karakterler, Poe'nun kendi yaşamındaki karanlık deneyimlerin, hayal kırıklıklarının ve kayıpların yansıması gibidir. Poe'nun tarzı "ciddi bir şeylerin söz konusu olduğu" hissini uyandıran bir yoğunluk ve gerilimle doludur. Öykülerinde kullandığı imgeler, "morumsu ve yeşilimtırak zeminlerde" hareket eden figürler, çürüme ve fırtına kokuları gibi duyusal detaylarla doludur. Poe, okurun zihninde, kitapta geçen geminin çevresini saran "koyu karanlık ve kara, yapışkan bir abanoz çölü" gibi boğucu bir atmosfer yaratır. Poe'nun eserlerindeki en çarpıcı özelliklerden biri de, grotesk ve iğrençliğe olan yeteneğine rağmen, kadınlara karşı beslediği şövalyece saygıdır. Kadın karakterleri, genellikle "ışıl ışıl ve hasta", "musikiye benzeyen bir sesle" konuşan, Poe'nun idealize edilmiş bir "Dişi Titan" imgesinin yansımalarıdır. Sonuç olarak Poe'nun eserleri, "çözümlenmeye izin vermeyen, aldığım eski derslerin açıklamakta yetersiz kaldığı" bir duygu girdabına sürükler. Poe'nun yarattığı bu dünya, tıpkı "Kızıl Ölümün Maskesi"ndeki gibi, ölümün kaçınılmazlığından ve insan ruhunun kırılganlığından kaçılamayacağımızı hatırlatır.
Kızıl Ölümün MaskesiEdgar Allan Poe · Notos Yayınları · 20192,228 okunma
Reklam
Puan vermedi·72 syf.··
Beğendi
·
2024 3. kitabı
Emrah Öztürk; "Limon Ağacı” ve “Anlatamıyorum” un ardından yine Yapı Kredi Yayınları etiketiyle çıkan üçüncü öykü kitabı “Evine Dönemeyen Adam” ile insan, mekân, zaman sarmalında düşle gerçeğin harmanlandığı, olaylardan ve durumlardan evvel duyguların ön plâna çıktığı yeni öyküleriyle yıllar sonra okurunu tekrar selamlıyor. Bir söyleşisinde “Mekân olmadan elbette öykü pek mümkün değil. Fakat aynı şey mekânlar için de geçerli. Mekânlar da öyküsüz olunca karakterleri pek oturmuyor. İkisi arasında bir sarkacın gidiş gelişi gibi ebedi bir bağ var. Birbirlerini var ediyorlar.” diyen Öztürk, kitaptaki öykülerini Lefkoşa’da kaleme aldığını da dile getiriyor. Şehri bilenler için bir de bu gözle okumak, öykülere ayrı bir anlam alanı açacaktır. Ve tabi mekânlar, eşyalarla bir bütünlük kuruyor çoğu zaman. Nesnelerin anlamsız olamayacağının, özellikle de bir anlatı içerisindeki nesnelerin salt dekor olarak kullanılmadığının altını çizer Roland Barthes. Modern öyküde de eşya; duyguya, düşünceye, ideolojiye ve daha birçok soyut kavrama işaret eden bir anlatı unsuru olarak karşımıza çıkıyor. Kitabın ilk öyküsü olan En Uzun Gece’de, insanlarla eşyalar arasındaki gizli bağa dikkat çeken yazar, eşyaların gözünden de bakıyor kahramanlarına. Onların hafızasını önemsiyor. Yaşamı içlerinde bir sır gibi saklayışlarını, her anımıza tanık olurken kendi yaşamlarımızı daha sonra bize nasıl bambaşka bir hikâye gibi sunduklarını gösteriyor. Kahramanın kontrolü dışında gelişen olaylardan bir rüya atmosferinde geçtiğini anladığımız bu öyküde eşyalar, kurgudaki derinliği artırmak ve okura yeni anlam katmanları açmak için seçilmiş önemli bir araç. “Eşyalar yer değiştirdiler odada, birbirine çarpa çarpa, yeni konulara girdiler, yeni mesafeler kurdular, bir de böyle seyretmeli kadını.” (sf.8) Şimdi
Evine Dönemeyen AdamEmrah Öztürk · Yapı Kredi Yayınları · 202366 okunma
Puan vermedi·105 syf.··
2024 23. kitabı
Türkçenin yanlış kullanımı ile ilgili yazılar yazmanın yanı sıra samimiyetiyle okuru büyüleyen Feyza Hepçilingirler deyince akla ilk “Türkçe Off” kitabı gelsede öykü dalında bir çok ödülü bulunan ve türkçeyi en iyi kullanan yazarlardan birisidir. 80’li yıllarda toplumdan etkilenen insanların geçmişinin, geleceğinin ve hayallerinin anlatıldığı her biri dokunan, duygusal ve sıcacık olan içerisinde 14 öykünün bulunduğu (“Ürkü Kuşunun Kanat İzi” en sevdiğim) Eski Bir Balerin ayrıca 1986 yılında Sait Faik Hikaye Armağan ödülü kazananıdır. Keyifli okumalar..
Eski Bir BalerinFeyza Hepçilingirler · Everest Yayınları · 201486 okunma
Bir Palyaçonun* Göğe Baktığı Durak
Puan vermedi·725 syf.··
2023 6. kitabı
·
47 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2023 01:13
47 Gün. Kırkyedi. Notlar ve alıntılar çıkarta çıkarta okuyayım derken, günlük 20 sayfadan fazla okuyamadım. Kırkyedi yahu. Dile kolay. İncelememize geçelim efenim. "Her şey bitti ondan mı gidiyorum? Hayır! Şimdi her şey için ne bir söz, ne bir yorum: Şu: "Hayat" diye bir şey anımsıyorum!" Diyor Uyar ve, "Hayata" karışmaya gidiyor. Karışsındı. Hayattan çıkıp damarlarımıza ulaşsın, ulaştıydı. Aslında biraz isyankarım bu noktada. Turgut Uyar denince akla biri tam, biri nereden geldiği belli olmayan iki şiir geliyor. Palyaço ve Göğe Bakma Durağı. Başlığı bu yüzden böyle yaptım, bu konu maalesef ki ifrit ediyor. Koskoca 717 sayfada nasıl bir şiirdir bu kadar popüler olan, bilemiyorum. Kitabımıza dönersek, Arz-ı Hal, Türkiyem, Dünyanın En Güzel Arabistanı, Tütünler Islak, Her Pazartesi, Divan, Toplandılar, Kayayı Delen İncir ve Dün Yok Mu, Son Şiirler ve Yitiksiz (Kitaplarına Girmemiş Şiirleri) Karşılıyor. Turgut Uyar'ın "birgün, filân, söylemiyeceğim" gibi imlâ tercihlerine sadık kalınmış. Her bölümü tek tek irdelemek istesem de, bu cidden çok uzun olur. Genel olarak özet yapmaya çalışacağım. İkinciyenicilerin en sevdiğim türlerinden biri olan "serserilik" tadı, bu kitapta da mevcut. Yeri gelince Hayri çocukla uçuşan, yeri gelince aşık, yeri gelince bahsettiğim serseriliğin verdiği "silâh" cebinde kalıyor Uyar'ın. İstanbul şiiri diğerlerine nazaran daha bir yeraltı, daha bir kaçak hissettirdi. En aklıma çakılı olarak aldığım not ise "Uyak sandınız, yanıldınız!" olmuş. Türkü'ye uyak aranacak düşüncesiyle geliştirilen "ürkü" kelimesi, yeteri kadar çekici. Şiirlerinde (Yitiksiz bölümünde çok göze çarpıyor) bir kafiye arama çabasında değil Uyar. Söyleyeyim diyor. Neonlara, balıklara, rakılara, mavi kadar yeşil ve mora düşkün şiirler tutuyor. Şiirin hüzünlü şairi Uyar'ın
Şiir
Büyük SaatTurgut Uyar · Yapı Kredi Yayınları · 20199,3bin okunma
Puan vermedi·246 syf.··
2021 38. kitabı
Usun tutkuları, bir şeyin iyi ya da kötü, uygun ya da uygunsuz diye algılanmasından ileri gelen belli devinimler ya da eğilimlerdir. Bu tür algılar üç türdür: Duyusal, ussal, ansal. Bu üçüne göre canda üç tutku türü vardır. Çünkü duyusal algıyı izleyen can, yararlı ya da yararsız, hoşa giden ya da rahatsız eden kavramları altında, geçici bir iyiye ya da kötüye bakar. Bunlara, doğal ya da hayvanca tutkular denir. Can, ussal algıyı izlediğinde, bunlar ussal ya da istemli tutkular diye adlandırılır. O, böylece iyi ya da kötüyü, erdemli ya da erdemsiz, değerli ya da değersiz, kârlı ya da kârsız, onurlu ya da onursuz kavramları altında izler. Can anlama yetisinin algısını izlediğinde, bu tutkulara ansal tutkular denir. Bu durumda can iyi ile kötüye, adalet ya da adaletsizlik, doğru ya da yanlış kavramları altında bakar. Candaki tutkuların nedeni, onun isteme gücüdür. Bu güç, dilek, öfkelenme diye ayrılır. Bunların ikisi de iyi ile kötüyle ilgilidir; ama başka başka kavramlar altında. Çünkü dilek gücü, salt iyi, kötü ile bağlantılı olduğun da, sergi ile şehvete ya da tersine nefrete neden olur. Bugün, iyiye kendisinde olmayan bir şey diye baktığında, bu şey istemeye neden olur. Kötüye kendisinde olmayan bir şey diye baktığında, ondan ürkmeye, kaçmaya, nefret etmeye neden olur. İsteme gücü kendisinde olan bir şeye iyi kavramı altında bakıyorsa, bu ondan hoşlanmaya, memnuniyete, zevk duymaya neden olur, oysa kötüye kendisinde bulunan bir şey olarak bakıyorsa bu üzüntüye, kaygıya, kedere neden olur. Öfke gücü, iyi ya da kötüye birtakım güçlükler kavramı altında bakar. İyiyi elde etmeye, kötüden kaçmaya uğraşır. Bu bazen, elde etme konusunda güvenli bir bakıştır. Dolayısıyla umuda, gözü pekliğe yol açar. Ancak, kişinin bir şeyi elde etme konusunda ki güvensizliği umutsuzluğa,
Gizli Felsefe ya da Büyü Felsefesi - 1. KitapAgrippa Von Nettesheim · Biblos Kitabevi Yayınları · 201140 okunma
Reklam
Reklam