Horgörü
Senden korktuklarından Yaptılar yeni bir çan. Her çaldığında Bir ürkü perdesi açan. Oysa Yapılan En yeni çan; En eskisinin sesiyle çağıran. Ben bir çan tanıdım Beni hep çağıran.. Adı git çanıydı, Hep bir yol açan
Sayfa 20
Handke'nin annesini yazarken dilinin çaresizliğini anlatışı
Diğer zamanlar kendimden ve kendi konularımdan yola çıkıyorum... sonunda bir çalışma ürünü, ve meta olarak sunup bırakıyorum, oysa bu kez betimleyenim ben yalnızca, betimlenenin rolünü de yüklenemediğimden yazdıklarıma mesafe kazanamıyorum. Yalnızca kendime mesafe kazanabiliyorum, sözkonusu kendim olmadığından, giderek canlanan, coşan ve coşturan bir sanat betisine dönüşemiyor annem. Yakalanıp bir yere yerleştirilemiyor, kavranamıyor, karanlık uçurumlara yuvarlanıp kayıyor tümceler, kâğıdın üzerine karmakarışık savruluyorlar... ‘Tanımlanamaz’ denir sık sık öykülerde, ‘betimlenemez’ ya da, kokuşmuş bahaneler sayarım ben bunları; oysa gerçekten isimlendirilemez bir yerlere gelip dayanıyor bu öykü, dilsiz ürkü anlarına...
Sayfa 34 - Ada Yayınları 1985 - PDF
Alıntı
Reklam
Ruhsal çöküntü nasıl tanımlanabilir?
Ürkü, yerini bulamama, bir de düşünce akışımın yavaş yavaş yükselen, dış dünyaya herhangi bir keyifli tepki göstermemi engelleyen zehirli, adsız bir dalgada boğulacağı duygusu. Açıkçası hoşnutluk yerine -parlak yazar olarak sunulmanın şatafatından duymam gereken hoşnutluk yerine- içimde gerçek acıya yakın ama aynı zamanda tanımlanamayacak kadar uzak, farklı bir acı vardı. Bu duygu, hastalığın kaypak yapısına biraz daha değinmemi şart koşuyor. "Tanımlanmaz" sözcüğünün çıkması boşuna değil, çünkü çekilen acı çabuk tanımlanabilir olsaydı, bu eski illeti çeken sayısız insan, yakınlarına, sevdiklerine (hatta doktorlarına) işkencenin gerçek boyutları hakkında bazı sağlam bilgiler verebilir, genel bilgisizliği ucundan kıyısından aydınlatabilirlerdi belki; anlayış kıtlığı, çoğu zaman sevecenlik eksikliğinden kaynaklanmıyor, sağlıklı kişilerin gündelik deneyime bu kadar aykırı düşen bir işkence türünü gözlerinde canlandıramamalarından kaynaklanıyor. Bana sorarsanız, en çok soluksuz kalmayı ya da boğulmayı andıran bir acı, ama bu imgeler bile tam tutmuyor. Yıllarca çöküntüyle boğuşan William James, hastalığın tam bir tanımını yapamayacağını anlamış, bu çabanın boşunalığını Dinsel Deneyimin Çeşitleri'nde şöyle dile getirmişti: "Somut, aralıksız bir işkence, sıradan, sağlıklı yaşamda asla bilinemeyecek bir ruh yıpranması."
Sayfa 28 - Doğan Egmont Yayıncılık·Kitabı okudu
Alıntı
İnsanoğlu, kendinden daha güçlü biri görünen (ve kendinden daha aşağı düzeydeki yaşam türleriyle paylaştığının bilincinde olduğu) tutku ve duyulara karşı doğal bir ürkü güdüsü besleye gelmiştir.
Alıntı
"Her şey tam olarak doğru zamanda ve mekanda başlar ve biter."
Bilincin ürkü karşısında birdenbire ileri atıldığı anlardan söz ediyor, öyle kısa korku anları ki bunlar, onları anlatan dil hep geriden geliyor; öyle iğrenç düşsel olaylar var ki tıpkı solucanlarmış gibi yaşıyor insan onları.
Sayfa 33 - Sia Kitap·Kitabı okudu
Reklam
Reklam