Seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben. Evlerin ve kalabalığın ağırlığını sana üstün tutmadım. Yoksulluğun acısından hafif bilmedim acını. Yenilen herkesin boğuntusuydu kaybolduğum uzaklık, yüzün her bulutlandığında. Nereye gidersem gideyim seni yürüdüm hep. Sevincini bir barış, bir bayram sabahı gibi taşıdım içimde. Sesine güvendim, gözlerine en çok yakışan o sürekli yaz ikindisine. Gökkuşağının altından geçen çocukların şımarıklığıydı, kaküllerini her araladığımda gövdemdeki ürperti. Ağzımdaki meneviş sendin
insanlara şiirler okurken. Bütün öksüzlerin kederiyle baktım yüzüne, ne zaman geleceği düşündüysem. Bir haksızlığı haykıran herkese senin soluğunu verdim. Bütün hapislerin penceresi yaptım seni. Sonra tuttum kenar mahallelerin yalnızlığını gösterdim, bir özür, bir bağışlanma umuduyla. Kirpiklerinin ömrüme açtığı yolda yaptım bütün kavgalarımı. Söze inandım, gövdene ondan çok.\ Dönüp dönüp sana geldikçe anladım özgürlüğün aşk olduğunu. Alışkanlıklara yenilmedim ben, seni bir alışkanlığa dönüştürmek istemedim yalnızca.
Ortak olabilen her zaman düşük bir değere sahiptir… büyük şeyler büyükler içindir, uçurumlar derinler için, narinlikler ve ürperti hassaslar için, ve genel olarak kısaca, nadir olan ne varsa enderler içindir.
Sayfa 50 - Türkiye İş Bankası/ Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Böyle konuşması, benim üzerimde böyle bir hakkı olduğuna güvenerek açık açık, “Git kendini mahvet, ben bir kenarda kalacağım” demesi, allak bullak etmişti beni. Utanmazlığı öylesine ileri götürmüştü ki, haddini aşıyordu artık. Onun gözünde ben neydim? Köleliğin ve alçalmanın ötesinde bir durumdu bu. Böyle bir görüş insanı onun düzeyine yükseltirdi. Konuşmamızın tüm saçmalığına ve akıl almazlığına karşın içimi bir ürperti kaplamıştı.
Beni boğuyorlar! Nefesim tükeniyor... "imdat!" diye son bir gayretle birkaç defa bağırabildim... O esnada silkeleniyorum... Gözlerimi açtım, uyandım; ama silkeleniyorum... Yüreğime yıldırım gibi inen bir ürperti... Sonra hanımın sesi: "Yok birşey, yok birşey; geçti!