“Suçsuz olduğunu kanıtlamak istiyor musun?” diye sordu.
“Evet!” diye sağır edecek şekilde bağırdım.
“Evet! Evet! Evet!”
Bronz bağırışımdan ötürü yüzünü buruştururken,
“Nikah masasında değiliz, o sesini alçalt biraz,” dedi.
“Sen öyle her çağırana gelir misin?” diye sordum.
Çenesini birkaç milim yukarıya kaldırdığında bakışlarını bir saniye olsun gözlerimden ayırmadan,
“Her çağırana değil,” derken âdem elması hareket etti. “Sadece sana geldim.”
“Kimin kızı olduğunu söylememe gerek yok sanırım.
Bileğindeki dövme bunu kanıtlıyor.
Sen tam babasının kızısın.
Büyük baronun tehlikeli varisi.”
Hayır, demek istedim.
Fakat aynaya baktığımda gördüğüm tek şey buydu.
Bir varis, bir kukla, bir plan, bir kale. Asla bir evlat değil.