İnsanın bir kütüphanesi varsa bin öğretmeni var demektir.
“Bak, ustam,” dedi. “Yiğit, yürekli, aslan ustam, filler hiç yenilir mi? Bu dünya dünya oldu olalı kim görmüş karıncaların filleri yendiğini? Bu dünya böyledir ve hem de bu dünya hiç değişmez. Fil fildir, karınca karınca... Filler yönetecek, onların işleri bu; karıncalar çalışacak, filler yan gelip yatacak, en güzel yiyecekleri onlar yiyecek, en güzel giysileri onlar giyecek, en görkemli saraylarda onlar oturacak... Karıncalarsa işte böyle, halleri duman, yıl on iki ay çalışıp sonunda ellerindekini avuçlarındakini fillere verecek, kendileri de açlıktan kırılacaklar. Doğanın yasası bu; insanların, o kendilerini doğanın kutsal yaratığı sanan o övüngeç insanların da yasasından biri bu. Bu dünya böyle gelmiş böyle gider. Düşün bir ustam, bir düşün kardeşim, şuraya bir dağ kadar karınca toplansak bir araya, bir tek fil saldırsa bize, ne oluruz?”
Reklam
“Ne tuhaf, sözleri hatırlıyorum oysa; verdiğimiz ve sonra tutamadığımız tüm sözleri. Etten kemikten yapılma suratları unutup, nefesten müteşekkil kelimeleri hatırlamak ne garip.”
Sayfa 12·Kitabı okuyor
Her şey bıraktığı gibiydi. Aynı zamanda hiçbir şey aynı değildi. İnsan kendi değişince, dünya değişti zannediyordu ya, ona da öyle oldu.
Sayfa 146·Kitabı okudu
"Silkip at üstünden tembelliği" dedi ustam, "kuş tüyü üstünde, yorgan altında kavuşulmaz üne; Üne kavuşmadan yaşamını tüketen kişi, dumanın havada, köpüğün suda bıraktığı iz gibi bir iz bırakır yeryüzünde."
Sayfa 89·Kitabı okuyor
Çünkü zanaatında ustalaşmak isteyen yaptıklarını geride bırakmayı da bilmeli. Eserinden ziyadesiyle memnun olursan öğrenmeyi kesersin.'Ben artık oldum'dersin. Oracıkta kalır yerinde sayarsın. En iyisi her seferinde yeniden hevesle işe koyulmak sil baştan.
Sayfa 115
Reklam
Reklam