...acı bir tebessüm içinde "Hiç!.." derdi ve bu hiç, bu anlaşılmamış, anlaşılmayacak ruhun ümitsizliklerini, kendisince bile çözülemeyen, niteliği bilinemeyen o müthiş bulmacayı her lisandan daha anlaşılır ve etkileyici bir ifadeyle özetlemiş olurdu. Bu sonsuza kadar meçhul kalacak ruhun o karanlık dertleri öyle acıklı ve ezici bir hiçten ibaretti ki bu kelime, onun zehirlerle ölüyor sanılan tebessümünün içinde gizli bir derdin feryadıyla inleyen bu hiç, her şeyi söylemiş, her şeyi açıklamış oluyordu.
...kimse seninle korktuğun kadar ilgili değildir Turgut diye kendine cesaret vermeye çalışıyordu. Gerçekten de, çevresinin kendisiyle o kadar ilgili olmadığını anladı kısa zamanda. Yarıda kalan bir sözün peşinden kimse gitmiyordu. Yanlış anladığı bir sözü hemen tekrar ediyorlardı. Demek, diyordu Turgut, kendi kendine, bu güne kadar gereğinden fazla vermişim. Almadıkları bir sürü Turgut vermişim onlara. Bu kadarıyla da idare edilebilirmiş.
Üç bin yıl ya da bunun binlerce katı fazlasını yaşayacak olsan da hiç kimsenin hâlihazırda sürdürdüğü hayattan başka bir hayatı kaybetmediğini ve kaybetmekte olduğu hayattan başka bir hayat yaşamadığını unutma.