Okunması gereken bir kitap.
Bir kaç yüz sayfalık bir öykü yazarak, yüzyıllardan beri çeşitli coğrafyalarda çeşitli ölçülerde uygulanmaya çalışılan kontrol mekanizmalarının açıklayıcı biçimde ele alınması, yazarın üstün anlatım yeteneği sayesinde başarılmış. İktidar hırsı, koltuk sevdası, güç ya da kariyer tutkunluğunun insanlığı sürükleyebileceği bir nokta kurgulanmış.
Distopya okumak pek eğlenceli değil; dram filmi izlemek gibi insanın yüreğini daraltan bir şey. Kitabı iyi vakit geçirmek için değil, dünyamızı bu distopya benzeri bir yere dönüştürmeye çalışan kötücül amaçlara ve sistemin başlangıçta iyi niyetli görünen yönlerinin varabileceği noktaya ilişkin düşünceler geliştirmek için okumalısınız. Kitapta bazı uygulamalarının anlatıldığı temel kontrol yöntemlerinin, bugün yüz yüze olduğumuz kimi gerçeklerle nasıl örtüştüğünü fark etmemek mümkün değil.
Öyküde anlatılan korkunç dönemin öncesinin, yani devrim öncesi çağın "kapitalizm egemenliği" olarak adlandırılması nedeniyle, kitabın kapitalizm yanlısı olduğunu düşünenler olmuş yayınlandığı dönemde. İşin aslı, kitap ne zaman okunursa okunsun, okuyan kişinin yaşadığı ülkeye ve bakış açısına göre özdeşleştirebileceği birilerini bulması muhtemel. Halbuki kitaba daha yüksek bir seviyeden bakmak gerek. Orwell'in yaptığı, basit bir kapitalizm-komünizm karşılaştırması değil; her türlü sistemin (hatta kendini yakın hissettiği sosyalizmin bile) sonunda diktatörlüğe varmaya eğilimli olduğuna, insan için varolma gayesiyle doğmuşken, kendisini amaç, insanı da kendi için varolan bir araca dönüştürmeye, insanın bireyselliğine kastetmeye niyetlenebileceğine ilişkin bir kurgu.
Kitapta, farklı karakterler aracılığıyla bireyin bu durum karşısında takınabileceği farklı tavırları da görüyoruz. Örneğin Julia, delmek istediği yasakları