Yaşar Kemal edebiyatıyla tanışmam Sarı Sıcak’la başladı. Yoksulluğun belini büktüğü insanları, arada savrulan çocukları ve kadınları okudukça adım adım romanlarına yaklaştığımı hissetmiştim. Adı gibi sıcak bir coğrafyada yaşam mücadelesi veren insanların hikâyeleri, bir anlamda romanlarına giriş niteliği taşıyordu benim için. Aslında yanılmışım. İlkten sona giderkenki düşüncem bu yöndeydi. Sondan başa dönerken Yaşar Kemal edebiyatının temelinin öykü olduğunu gördüm.
Yaşar Kemal öykülerinde beni en çok çeken şey, karakterlerin sahiciliğiydi. Köy kökenli bir aileden geldiğim için belki de kendime yakın hissederdim tüm öykü kahramanlarını. Beyaz Pantolon öyküsündeki Mustafa’nın hayalini kurduğu pantolonu almak için tuğla ocağında, "Sarı Sıcak" öyküsündeki Osman’ın harmanda çalışmasına; bedenlerine ağır gelen bu işlerin içinde el kadar halleriyle can çekişmelerine tanık olduğumda köyde bostan suladığımız zamanlarda sıcaktan yandığım, zeytin toplarken soğuktan tir tir titrediğim günleri hatırladım. Kemal’in çocukları benim kadar şanslı değildi elbette. Çocukların ezildiği yetmiyormuş gibi bir de büyüklerin acımasızlığı ile karşı karşıya oluşları daha da üzerdi beni. Fiziksel ve duygusal şiddete maruz kalan bu çocuklar boyundan büyük bir umut taşırlardı. Hiç beklemediğimiz bir anda “Alloooş!” çekerlerdi de sevinirdim.
Sarı Sıcak’taki tüm çocuklar birer İnce Memed’tir aslında. Memed’in çocukluğunun tasviri ile Sarı Sıcak’taki çocukların tasvirleri neredeyse aynıdır. Zayıf, çelimsiz… Fakat gözü kara, çalışkan, hırslı ve umut doludurlar. Hatta İnce Memed büyüdükçe Çoban Müslüm gibi yeni Memed’ler ortaya çıkacaktır. Yaşar Kemal, “çocuk”u bir anlamda idealize ettiği için Sarı Sıcak, çocuk karakterler için önemli bir yer tutmaktadır.
Yaşar Kemal öykülerinde çocukların yanı sıra