Öyle veya böyle dördüncü sayıyı da geride bıraktık. Maşallahınızı alırız.
Bu sayı özelinde Fatih Tekin'in, Aleyna Coşkun'un yazılarını pek beğendim. Ciddiyetleri ve direkt bugüne konuşmalarıyla okuyucuyu hemen yakalıyor. Hafi ve Münhasır'ın Şeyh Galib mısralarına mukabeleleri ziyadesiyle iyi. Yüze sıcak bir tebessüm konduruyorlar. Şiirden anladığım pek söylenemez ama mısra altında herhangi bir mahlas yazmasa kim şeyh kim galib anlaması sıradan okurun işi olmasa gerek.
Enver Gülşen'in yazısı kıymetli ve fakat 10 sene öncesinden kopup gelmesi hasebiyle burukluk veriyor. Yine de böyle kıymetli bir ismin dergide ismen bile olsa yer alması ehemmiyet arz ediyor kanaatindeyim. Özellikle dinin halden hemen tamamen koptuğunu söylemesi yahut uyarması hepimizin üzerinde düşünmesi gereken kısım. Din, kültüre hapsolmayacak kadar derin ve geniş bir alan. Çünkü en başta bu dünyayla sınırlı değil. Kaldı ki ahlak temelli yapıda olan İslam'ın kitap sayfalarına, akademik kürsülere, tv programlarına hapsedilmesi asla ve kat'a düşünülemez. Ahlak isyanı lazım bizlere. Önce kendimizden başlayarak elbette, bir ahlak ayaklanması elzem.
"Ne Alakası Var" serlevhalı Olgun Verim denemesi ise yazarın soyadıyla müsemma yine verimli bir düşün yolculuğu sunuyor okuyucusuna. Neyi nereden nasıl bağladı da buraya geldik demek işten değil. Yazı nihayete erince bu soru yerini şuna bırakıyor; sahi, halbuki her şey birbiriyle alakalı değil mi?
Diğer sayılardan farklı olarak pek çok çizim yer alıyor bu sayıda ki her biri bir diğerinden güzel. Çizerlerin ellerine sağlık. Husûsen Uzlet (mahlas mı yoksa çizimin ismi mi bilemiyorum) imzalı çizim harika. Tekrar tebrikler. Bu çizimlerin devam etmesini diliyorum.
M. Ertuğrul'un "Benzim Her Gece Bordo Bir Güldür" şiiriyse derginin bu sayı özelinde öne çıkan