Spoiler içerir.
İlk kitapta Rhys sevmemiş birisi olarak bu kitabın ilk sayfalarını can çekişerek okudum. Sonrasında Tamlin’in Ferye’yi eve kitlemesinden nefret ettim. Feyre’nin doğasını bilmesine rağmen hatta Feyre’nin onun için canından olmasına rağmen bu şekilde bir küstahlık sergilemesi beni deli etti.
Sonrasında Tamlin evlenmeden önce tam olarak şöyle bir şey söyledi: “Yüce Leydi diye bir şey yok.” Seni, halkını, tüm dünyanı kurtarmış kadına resmen “sen sadece benim zevcemsin.” imajını verdi.
Rhys, Feyre’yi düğünden kurtarınca her şey akmaya başladı. Bu kitapta giren Cassien, Azreil, Amren ve Mor kalbimi ilk andan feth ettiler zaten. Arada olan her şeyi yazmayacağım tabii ki ama kitaptan sevdiğim birkaç alıntıyı bırakıyorum;
Feyre - Mor hakkında: Hikayeni dinlemelerini istiyorum. Dinlemelerini ve… Karanlık günlere ve bütün zorluklara katlanmayı sağlayan özel bir gücün var olduğunu bilmelerini. Tüm tersliklere rağmen cana yakın ve nazik kalınabileceğini. Hala güvenmeye ve iletişim kurmaya istekli olunabileceğini. (Syf.251)
“Yani senin avcın ve hırsızınım öyle mi?
“Sen, Feyre, benim kurtuluşumsun.” (syf.225)
Kadehini aldı ve benimkine vurdu. “Dinleyen yıldızlara… ve gerçekleşen hayallere.”
Daha bir sürü alıntı yazabilirim gerçi ama neyse. 55. bölümde ağlamaklı oldum, Rhys’in aşkını itiraf ederken ezilip büzülmesine, maske takmayışına mahvoldum. Ama bu ikisinin aşkında en sevdiğim şey kesinlikle şuydu, bir alıntıyla örnekleyip bitireceğim.
“Ne zevcem, ne de karım. Feyre artık Gece Sarayı Yüce Leydisi.” Her açıdan benim dengim. Benim tacımı giyecek, benim tahtımda oturacaktı. Asla bir kenarda durmayacak, asla doğurma, parti verme, bebek büyütme işleriyle görevlendirilmeyecekti. Benim kraliçem olacaktı.
İlk kitaptan kesinlikle daha iyi ve akıcıydı. Bazı