“Kendi rüyanın ustası olmak önemli. Bu yüzden Toltekler rüya ustalarıdır. Hayatınız rüyanın ifadesidir ve yaşam bir sanattır. Eğer rüyadan zevk almıyorsanız istediğiniz her an yaşamınızı değiştirebilirsiniz.”
Kitabın başlarında görülen, işitilen her şeyin rüya olduğu ve günün yirmi dört saati rüya görüldüğü savı üzerinde durulmuştu. Bu ifadeyi rüya kavramının bildiğimiz anlamına aykırı bir düşünce yapısı olarak değerlendirmiştim ve mantığıma da çok yatmamıştı açıkçası. Daha 25. sayfada Don Miguel Ruiz aktarmaya çalıştığı bilgilere karşı şüpheci bir role büründürmüştü beni. Bu durumda kitabın halihazırda 122 sayfa olduğunu belirtmek isterim…(Rolü değiştirmek için fazla vakti yoktu ama sözlerin yaratıcı gücü konusunda o kadar haklıydı ki bir anlaşmaya varabildik :))“Dikkatimizi kullanarak tüm realiteyi, tüm rüyayı öğrendik.”
Bak şimdi…Realite ve rüya kavramlarına aynı cümle içerisinde, nasıl aynı eylemi karşılaması için yer verebildik?
Bir gerçekliğin içinde rüyaya kaptırabiliriz kendimizi ama rüyalarımızı gerçeğe dönüştürmeden önce realiteden bahsetmemiz pek mümkün değil. Ayrıca her yaşamın gerçekliği rüya değil, bazıları gözlerini kabusa açıyor.
Demem o ki yaşam gerçektir ve rüya olarak yansıtılan bir durumda nasıl realiteden bahsedilebilir aklım pek almıyordu. Sonrasında okudukça fark ettim ki Tolteklerin olayı bu. Hayal ettikleri hayatı ellerindeki bilge dokunuşla işleyerek gerçek kılıyorlar. Rüyalarını gerçekleştiriyorlar. Bu onların gerçekliği oluyor. Hiç kimse tarafından onlara dayatılmayan, kendi gerçekliklerini var ediyorlar. Bu yüzdendir ki her şey sahtelikten uzak, olabildiğince gerçek ve rüyalarındaki kadar parlak…
Hatta arttırıyorum, bunu herkesin başarabileceğini savunuyorlar. Sözlerinizle özenli olduğunuzda, hiçbir şeyi kişisel