Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı. Oysa Uzun lhsan Efendi, Dünya'nın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi. Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı.
"Sosyoloji, toplumsal olay ve olgulara etki eden bütün faktörleri ve bunlar arasındaki ilişkileri ele alarak değerlendirmesini yapar. Dolayısıyla sosyoloji disiplininin sağlamış olduğu bir tutum olarak sosyolojik düşünme, sosyal gerçekliği bütün boyutlarıyla ele alması nedeniyle diğer disiplinlerin açığını bir bakıma kapatır. Bunun yanı sıra, sosyolojik düşünme, bireyler tarafından meydana getirilmiş olan bir toplumsal problemin çözümü noktasında geniş çerçeveli bir tahayyül imkanı sağlamaktadır. Sosyolojik düşünme sayesinde insanlar Baumancı (2010) bağlamda “sağduyu”nun da ötesinde kendilerini ilgilendirmesi gereken toplumsal olay ve olgular konusunda bilinçli bir tutuma sahip olurlar, aynı zamanda sosyolojik düşünme kendi başına bir güç olarak insanlar arasındaki dayanışmanın da güçlenmesini sağlayabilen bir yeti ve bir sanattır. Bu yeti ve sanat noktasında ustalaşan bireyler ise daha az manipüle edilir konuma gelip, baskı ve dayatmalara karşı daha dayanıklı bir hal kazanabilirler. Bunun sonucunda gelinen nokta ise özgür düşünen, özgür davranan, özgürce bilim yapan bilim insanlarının kazanılması anlamını taşımaktadır." Elif Nagihan TÜRKÖZ (Sosyolojik Düşünmenin İmkanı)