Teknoloji gün geçtikçe ilerlediği için biz de kendimizi o hat boyunca ilerliyor görüyoruz; cansız tabiat üzerinde büyük çaplı bir gücümüz olduğu için de kendimizin, kaderimizin kendi kendine yeterli belirleyicileri ve ruhlarımızın kaptanları olduğuna inanmışız; ve nihayet zeka bize teknolojiyi ve gücü verdiğinden aksi yönde bütün kanıtlara rağmen toplumsal düzeni, uluslararası barışı ve kişisel mutluluğu sağlayabilmek için daha sistematik bir şekilde daha zeki olmaya çabalamamız gerektiğine inanıyoruz.
Sadece, küçük ölçekle de olsa, Ruh’un meyvelerine sahip olduklarını açıkça gösterenler başkalarını manevî hayatın yaşanmaya değer olduğuna ikna edebilirler.
Gerçek şudur ki, eski problemler değişen şekillerde de olsa her zaman oldukları gibi —acil, çözümlenmemiş ve görünüşe bakılırsa çözümlenemez— durmaktadırlar.
Dünyada, insanlar herhangi birini saf olarak isimlendirdiğinde genel olarak budala, cahil ve kolay kandırılır bir kişiyi kasteder. Fakat gerçek saflık, budalalıktan çok uzak olarak, neredeyse yüce bir erdemdir. Bütün iyi insanlar ondan hoşlanır ve onu takdir ederler, ona karşı olmanın kötülüğünü bilirler, başkalarında görmek isterler ve neyi içerdiğini bilirler; ne var ki onu tam olarak tanımlayamazlar.