Kitabın en can alıcı özelliği kötülüğün kaynağına dair rahatlatıcı hiçbir açıklama sunmaması. Okuru teselli etmek yerine onu insan doğasının en huzursuz edici ihtimallerinden biriyle baş başa bırakıyor.
SPOILER ALERT
İnsan doğası, annelik, kalıtım ve ahlak üzerine karanlık bir düşünce deneyi diyebiliriz. "katil kim?" hikâyesi gibi başlasa da olaylar çok daha farklı bir form kazanıyor ve "sevgi koşulsuz mudur, yoksa ahlaki gerçeklik karşısında bir noktada yetersiz mi kalır?" sorusuna dönüşüyor. March, kötülüğün biyolojik olarak aktarılabileceği ihtimalini gündeme getiriyor.
Canavarın yüzünü tanımak kolaydır; zor olan, onun son derece sevimli bir çocuğun yüzünü taşıyabileceğini kabul etmektir.
Christine (anne) kabul edecek mi?
banliyö yaşamının sıradanlığı içinde ilerleyen 216 sayfa.
Kötü TohumWilliam March · Tersine Kitap · 2026113 okunma
Eser, büyüdükçe hayal gücünü, masumiyetini ve samimiyetini unutup her şeyi hırs, statü ve rakamlarla ölçmeye başlayan yetişkin dünyasını eleştirir. Bir insana, bir canlıya veya bir nesneye asıl değerini verenin ona harcadığımız zaman ve emek olduğunu vurgular. Kısacası kitap; içimizdeki çocuğu asla kaybetmememiz ve hayata sadece gözlerimizle değil, yüreğimizle bakmamız gerektiğini anlatan evrensel bir felsefedir.
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Mavi Bulut Yayınları · 2006279,8bin okunma
Spoiler içerir.Genel Görüşlerim
Kitabı elinize aldığınız andan itibaren resmen akıp gidiyor. İki zamanlı bir anlatım kullanılmış ve iki anlatım hikaye boyunca sürekli birbirini tamamlıyor. Bu kitap size okumaya değer bir hikayeyi anlatmak için kaleme alınmış; bir Lev Tolstoy eseri gibi uzun, edebi betimlemeler beklemek hatalı olacaktır fakat yine de kitap ince mizahı ve akıcı üslubuyla sizi içine çekmekten geri kalmıyor. Bu kitapta klişe olan "Amerika dünyayı kurtarıyor" anlatımından oldukça uzak durulmuş, kitapta dünyada neler olduğu (yani geçmiştekiler) anlatılırken adeta dünya turu yapıyoruz. Her şeyden önemlisi ise: Bir bilimkurgu eserinde olabilecek maksimum şekilde gerçeklikten kopulmamış.
Hikayedeki unsurların birbirini tamamlaması gerçekten zekice tasarlanmış. Kendileri hariç tüm mürettebatları ölen kahramanlarımızın birbirini sahiplenmesi, diğer tüm mürettebatını kaybeden Rocky'nin Grace'in hayatını kurtarması, kahramanların güçlerini birleştirerek yeni sorunlara çözümler bulması, kendi hayatını insanlık için feda etmeyen Grace'in hikayenin sonunda Erid için kendini feda etmesi. Bunların hepsi bu hikayenin -edebi olarak müthiş olmasa da- güzel kurgulandığını gözler önüne seriyor.
Bilimkurgu Ögeleri
Şunu söyleyerek başlayayım: Kitaptaki bilimin kaç sayfa anlatılacağını herkese uygun seçmek ve bu anlatımdan herkesin sıkılmamasını sağlamak mümkün değil. Bu bir sert bilimkurgu (Hard Sci-Fi) örneği, bu kitapta aslında bolca bilimsel anlatım bulunması gerek fakat yazarımız cidden bunu minimumda tutmuş. Ben bir bilim meraklısı olarak; Grace dünya yerçekimi etkisi altında olmadığını anlarken, bunu tüm detaylarıyla okumak ve hatta hesapları kendim yapmak isterim ama yazar yine de pek detaya inmemiş, kitapta yazılı olan tek bilimsel formülün 1/2gt² olduğu
Böyle Göçtü Zerdüşt kitabının yazarı Farhad Kishvery, Zerdüştlük inancı ve İran mitolojisi üzerine yazdığı tarihsel ve biyografik romanlarıyla tanınan bir yazardır.
Günümüzden yaklaşık olarak 3500 ila 4000 (MÖ 2 bin yılı ortaları ile MÖ 6 yy arası) Zerdüşt tarafından kurulduğu bilinen Zerdüştlük dini ve Zerdüşt'ü yine o topraklarda doğmuş bir yazarın kaleminden okumak için Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabından önce bu kitaba başlamak istedim. Evet yazarın dili sade ve bu da kitabı okumayı kolaylaştırıyor ancak ya çeviriden ya da yazarın anlatım biçiminden bölüm geçişlerinde kopukluklar hissettim.
Kitaba başlamadan önce mutlaka her kitabın arka kapağındaki yazıyı okurum. Böyle Göçtü Zerdüşt kitabının arka kapağının son kısmında da her ne kadar ülkesinde çok tartışılan bir kitap olduğu belirtilmişse de maalesef ben bu etkiyi alamadım. Zira kitaba başlarken ki beklentim felsefi diyaloglar, insanı düşünmeye ve sorgulamaya sevk edecek anlatımların olacağı düşüncesiydi fakat dümdüz, biyografi tadında anlatılmış bir kitap buldum karşımda :)
Kitabın içeriğinden biraz bahsedecek olursam da; Zerdüştlük dini gelmeden önce bölgenin insanları "Zürvan'a (İran mitolojisinde dünya yaratılmadan önce var olan tek güç, Zerdüştlüğün kutsal kitabı Avesta'da ise zaman olarak geçer) inanıyorlar ve Zürvan'ın önce dünyayı daha sonra da Ahuramazda (iyilik,ışık tanrısı) ve Ehrimeni (kötülük, karanlık tanrısı) ve en sonda da insanları, hayvanları, bitkileri yarattığına ve onlara doğum ve ölümü verdiğine inanıyorlar.
Bir gün kutsal mabetlerinde Ehrimenin yaratmış olduğu kötü ve küçük varlıklar (şeytan,iblis) olan Divlere kurban edilecek olan ineğe işkence edilerek kanının akıtılması Zerdüşt için olayların başlangıcı oluyor (tapınağa girmiyor, ayinlere katılmıyor) çünkü hiçbir canlıya kurban adı altında eziyet edilmesini istemiyor bunun
Hiç düşündünüz mü: Bir kadın bedenini sattığında suçlu oluyorsa, onu buna mecbur bırakanlar neden masum sayılıyor? Ve bedenini satın alanlar neden yargılanmıyor?
Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım.
Çok öfkeliyim… Duyguluyum, düşünceliyim… Okurken elimi ayağımı titreten, bu kadar da olmaz dediğim ama çok daha fazlalarının olduğunu bildiğim, beni inanılmaz etkileyen bir kitabı inceleyeceğim: Sıfır Noktasındaki Kadın
Aylar önce Pınar Kür ’ün Asılacak Kadın kitabını okumuştum ve o kadar etkilenmiş o kadar etkilenmiştim ki bırakın inceleme yazmayı üzerine cümle bile kuramamıştım. Şimdi bir cesaret yine benzer bir kitabı okudum ve yine benzer duyguları hissettim. Ama bu sefer gücümü toplayıp üzerine bir şeyler yazmak ve içimdekileri dökmek istiyorum.
Kitabın yazarı Mısırlı bir psikiyatristtir. Ülkesindeki Kanatır Cezaevinde kadınlarda nevroz hastalığıyla ilgili araştırma yapmaya başlamış ve Firdevs isimli bir idam mahkumu ilgisini çekmiş. Firdevs kendini savunmayan, hiçkimseyle görüşmeyen, devlet başkanına af dilekçesi yazmayı bile reddeden, adeta ölüme gururla yürüyen birisidir ve bu durum yazarımızın inanılmaz ilgisini çeker. Firdevs onun görüşme talebini defalarca reddetse de sonunda Seddavi ile görüşür ve anlattıklarını yani hayatını incelemesini yaptığım kitapta kendi ağzından okuruz…
Evet arkadaşlar, bu kitabın içinde zerre kurgu yok. Okuduğumuz her şey tamamen yaşanmış; yüzbinlerce kadının geçmişte yaşadığı ve günümüzde bile benzerlerinin hâlâ yaşandığı bir hikaye… O yüzden bu kadar tesirli… Empati becerisi yüksek, kadın haklarına değer veren erkek okurlar da eminim çok etkileneceklerdir fakat bir kadın olarak ben tüylerim diken diken, yüreğim sıkışarak, iğrenerek, tiksinerek o iğrenç yaratıkların Firdevs’e dokunduğunu hissederek ve aklım almayarak okudum. Kadın olmak çok zor
Feyre fakir ailesiyle küçük bir kulübede hayatta kalma mücadelesi veren bir genç kız. Babası bir bacağını ve mal varlığını kaybettiğinden beri hayatları bu şekilde ilerlemekte. İki ablası ve babasına bakmak zorunda olan Feyre bir gün avlanmak için çıktığı orman turunda günün şansını yakaladığını düşünerek avlamaması gereken bir canlıyı avlar. Bu yaptığı şey onun ailesinden kopmasına ve periler diyarına götürülmesine sebep olur.
Kısaca konu bu şekilde. Kızın ailesi özellikle ablalarının işe yaramazlığı beni benden etti. İlerleyen kitaplarda kardeşlik bağlarının güçlenmesini umuyorum. Kitabı okurken bana aşırı mantıksız gelen bir kısım vardı. O olayın mantığı ilerleyen sayfalarda açığa kavuştu. Spoiler vermeden perilerin lanet sebebiyle kıza açıklayamadığı durum, demek istiyorum. O anlamsız yeri kafamda anlamlı hale soktu. Kitabın benim için tek olmaz yeri orası değildi. Feyre ve Tamlin arasındaki sinerji bana maalesef pek geçmedi. Duyguya kendimi veremedim. İlişkileri yapay bir şeymiş hisleri geçiciymiş gibi ve bitecekmiş gibi düşünerek okudum kitabı. Kitapta en sevdiğim karakter kesinlikle Rhysand oldu. Hikayeye girdiği andan itibaren zaman zaman karaktersiz tutumu ve toksik kabalığı olsa dahi mıymıntı Tamlin'den kuşkusuz daha iyi yazılmış bir karakter. (Pısırık erkeği annesi sevsin.) Bu kitaba başlamadan önce bildiğim bir gerçek de bu duygularımı tetikliyor olabilir tabi ki. İlk kitap o kadar yavaş aktı ki. Karakterler gerçek anlamda kabız gibi. Sanki sürekli bir dertleri var, bu derdi saklamak zorundalar asla duygularını da ifade etmiyorlar. Bu olayın sebebi de lanetmiş zaten. Özellikle 400. Sayfadan sonrası çok daha güzel çok daha hızlı aktı. Fantastik kitap sevenlere tavsiyemdir. İkinci kitaptan beklentim daha yüksek umarım devam kitapları beklentilerimi karşılar.