Daha önce de söylemiştim, kargalar belki hayvanlar âleminin belki en akıllı hayvanıdır ve son derecede insana alışır. “Besle kargayı oysun gözünü” yalandır. Son derece bağlıdır, sâdıktır. Gerçi tabii sâdık, vefâlı gibi ifâdeleri hayvanlariçin kullanamazsınız. Bunlar ahlâk ıstılahlarıdır. Çok saçma ama böyle ne yapalım? Gündelik konuşmalarımızda “köpek sadıktır, kedi nankördür” diye geçer. Aslında ne kedi nankördür, ne köpek sâdıktır. Hayvanın içgüdüsüdür bu. Ahlâk ancak akıl varlığında olur. Akıl yoksa ahlâk da yoktur. İrade de akla bağlıdır. Karada yaşayanlariçin kurt, at, eşek, deve, fil, koyun, keçi, inek, boğa, öküz ve tavukları —gerçi kuşlardan gelse de uçamayan kara hayvanları gibi değerlendirilebilir — örnek verebiliriz. Denizlerdekileriçin yunus diyebiliriz. Yunanda bununla ilgili birsürü hikâye vardır. Hattâ yunuslar sâdece ehlileştirilmemiş, aynı zamanda evcildirler. Çocuk yunusunun üstüne binip yüzüyor, birlikte oynuyorlar. Yunus üstünde bir çocuk olduğunu hissediyor, duyuyor ve dalmıyor. Eskiden gördüğüm bir olay olarak gemiyle yarışır, kaybettiklerinde de üzülürlerdi. Kafasını çıkarıp hüzünlü hüzünlü bakardı.
1000Kitap
Bir şey vardır, öyle yaralar, yakar ve acı verir ki, belki ölüm bile bu ıstırabı dindiremez: Bir ya da iki kişinin, insanın onsuz insan olarak kalamayacağı benlik duygusunu zedelemesi.
Sayfa 102·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir. Bizi öldürecek belki yüzlerce hastalık, vaziyet vardır. Fakat başkasının yerini kimse alamaz.
Sayfa 165·Kitabı okudu
Ve bilinmez umut hâla parlak görünse bile daha görecek kederimiz vardır belki de..
Alıntı
Birisini kaybetti diye ölen kimse olmamıştır bu hayatta. Belki sadece o birisinde kendisini kaybettiği için ölenler vardır.
Mukaddime
Malûmdur ki şanı yüce olan Kur'an, insanlık âlemini hidayet nurları içinde bırakacak, semaví (insan eseri olmayan vahiyle gelmiş bulunan) ve ilâhî bir kitaptır. Onun kutsal ayetleri binlerce hakikatleri içermektedir, bütün akıl sahiplerini irşat edip aydınlatmaya yeterlidir. Yeter ki o yüce kitabın emirleri, yasakları, bütün hükümleri, tavsiyeleri can ve dilden kabul edilsin, onun bütün beyanlarının birer hakikat, birer hikmet kaynağı olduğu tasdik olunsun. Evet. Kur'an-ı Mübîn, bütün beşeriyetin bir mukaddes, ilâhî kitabıdır. Bu mübarek kitabın bütün lafızları da manaları da ilâhîdir, vahye dayanmaktadır. Bütün insanları birlik ve kardeşlik dairesine davet etmektedir. Binaenaleyh Kur'an-ı Kerim'in ayniyetini, hikmet dolu hükümlerini olduğu gibi muhafazaya çalışmak, içinde bulunanlara tamamen riayet etmek, bütün beşeriyet için en kutsal, en faydalı bir vazifedir. Kur'an-ı Kerim'in beyanları, hükümleri herkese yönelik ise de bunları layıkıyla ilmî bir dairede güzelce anlayıp kavramaya her kimse muktedir olamaz. Velev ki Arap lisanına iyice vakıf bulunsun. Böyle bir kudret ve meziyeti haiz olabilmek için senelerce dinî ilimlerle uğraşarak maharet ve ayrıcalık kazanmış olmak lazımdır. İşte bu vasıflara sahip olan birçok İslam âlimleri, Kur'an-ı Azim'in yüksek hakikatlerini, bütün hükümlerini yine Arapça lisanıyla ve sair muhtelif lisanlarla şerh ve beyan ederek medeniyet ve İslamiyet âlemine pek kıymetli eserler armağan etmişlerdir. Bu acizin "Tabakatü'l- Müfessirin" unvanlı eserinde yazılmış olduğu üzere Asr-ı saâdet'ten beri on dört asır içinde birçok müfessir vücuda gelmiş, her biri güzel bir niyetle İlâhî kelâm'a hizmeti bir şeref kabul etmiş, bunun neticesi olarak da yüzlerce kıymetli tefsir ve meali Kur'an'dan ibaret olan tercümeler kütüphaneleri süsleyip
Kitap Alıntısı