Bir şey sona ermek üzere. Oturmuş sigarasını tüttürürken içini kemiren bir şey olduğunu seziyorsun. Gündelik hayatın dertlerimi seni korkutan? Hayır. Seni korkutan içindeki boşluk. Ben hiç bir zaman dünyayı umursamadan hayatın tadını çıkarabilen rahat bir insan olamadım. Şu dünyada henüz değerini kaybetmeyen çok az şeye karşı anlayışsız, duyarsız ve duygusuz olan insanların bulunması beni neredeyse çıldırtacaktı. Bundan böyle kendi içimde bir çıkış noktası aramanın boşuna olacağı duygusuydu bu karmaşık duruma ilk tepkim. Birtakım şeylerden düzenli ve inançlı olarak vazgeçen insan, hayatını işte bu vazgeçtiği şeyler üzerine kurar. Gözü yalnız bunları görür. Yaşadığım farkındalık şuydu; intiharı düşünen bir insan için en kötü şey kendinisini öldürmesi değil, bunu düşünüp yapmasıdır. İntihar düşüncesi bir alışkanlık haline gelince ortaya çıkan manevi çöküntü kadar aşağılık bir şey yoktur. Sorumluluk, vicdan, irade, gelişigüzel yüzüp duru bu ölü denizde, sulara gömülse bile rastgele bir akıntıyla yeniden ortaya çıkar. Acının düzenli vuruşları başladı işte yine. Her akşam hava kararırken yüreğim gece oluncaya kadar sıkılıyor. Acının çirkinleştiğini, alıklaştırdığını, ezdiğini fark ediyorum. Bir zamanlar dünyayı duymamı, yoklamamı, ona yaklaşması sağlayan her duyum sanki kökünden kesilip kangrenlenmiş gibi. Bir insanı küçük düşürmenin en korkunç yolu, onu acı çektiğine inanmamaktır.
"Söyleyeceğimiz çok şey var aslında. Ama üşeniyoruz. Ve çok sıkıldık. Önceleri müthiş bir hevesle acılarımızı paylaşacak insan ararken etrafımızda, şimdi kimseler soru sormasın istiyoruz. Söyleyecek şeyimiz olmadığından değil, söyleyecek çok şeyimiz var aslında ama bugüne kadar anlattıklarımız hiçbir işe yaramadığından konuşmak istemiyoruz..."