Yarını düşlüyoruz ama yarın gelmek bilmiyor.
Bir zafer düşlüyoruz, aslında hiç istemediğimiz.
Yeni bir gün düşlüyoruz, o yeni gün zaten gelmişken. Kavgadan kaçıyoruz, durup dövüşmemiz gerekirken. Ve hâlâ uyuyoruz. Çağrıyı dinliyor ama kulak asmıyoruz, gelecek için umutlanıyoruz, gelecek yalnızca planlardan ibaretken. Bilgeliği düşlüyoruz, her gün köşe bucak kaçtığımız, bir kurtarıcı diliyoruz, kurtuluş ellerimizdeyken. Ve hâlâ uyuyoruz. Ve hâlâ uyuyoruz. Ve hâlâ diliyoruz. Ve hâlâ korkuyoruz.
Nefret ettiğim bir şey daha varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde
neşeyle hatırınızı sorup
"İyiyim" demenizi beklemeleridir.
Hepimiz büyüme çağındaydık.Kaç yaşında olursa olsun, herkes.Bütün dünya.Döne döne geçiyorduk büyüme çağından.Başımız döne döne.
Bu yüzden yiyorduk ve yemeliydik.
Birbirimizi ve her şeyi. İhtiyacımız vardı.
Bir an önce büyümek için.
Bir an önce büyüyüp de gebermek ve yerimizi başkalarına bırakmak için.
Yeni bir çağ başlasın diye.
Mümkünse bu çağa benzemeyen.
Çünkü bizden bir bok olmayacağını anlamıştık.
O kadar da aptal değildik. O kadar da değil...
İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum.
Nasıl kaçabileceğime dair hiç fikrim yoktu.
Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa.
Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki.
Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü.
Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım.
Onlardan uzak olmak istiyordum.
Gidecek yerim yoktu ama. İntihar?
Tanrım, çaba gerektiriyordu.
Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.