Arkadaşlarımdan farklı olarak benim yaşamım birkaç düzlemde sürüyordu. Varoluşçu kitaplar okuyordum, o modanın etkisindeydim ama bir yandan da Hemingway, Jack London gibi hayata bağlı, kanlı canlı adamların hayranıydım.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Cehennem efsanelerini korkuyu gereksiz yere besleyen dinler yaratır.Ama tümüyle gerçek,sahici bir cehennem vardır ki,o da varoluşun kendisine bağlı iç daralmasıdır.Yaşamak korkmaktır;ölümden,hastalıktan ,cezadan, tanrılardan,vicdan azaplarından korkmak;gerçek ya da hayali kötülüklerden duyulan bu korku yaşamın ayrılmaz bir parçası olsa da yaşama isteğine bağlıdır;ben'in kendisini olumlamasıyla kaygıları arasındaki bu sürekli gerilim varoluşçu bunaltıdır,cehennmedir:"Herkes kendinden kaçmaya çalışıyor,ama belli ki kendinden kurtulamıyor, kendine rağmen kendine bağlanıyor,kendinden nefret ediyor."Çıkış yolu ise ölümdür."
Elinizdekilerin kıymetini bilin! Bu basit söylemden ne kadar seyrek yararlanırız! Genellikle sahip olduklarımız ve yapabildiklerimiz, sahip olmadığımız ve yapamadığımız şeylerin düşüncesiyle ayartılarak ya da itibarımıza veya gururumuza yönelik önemsiz kaygılar ve tehditlerle küçültülerek bilincimizden kayıp giderler. İnsan ölümü aklında tutarak varoluşun sayısız getirilerine karşı takdir etme ve minnettarlık duyma durumuna geçer. “Nasıl yaşanacağını öğrenmek istiyorsan ölümü düşün,” derken Stoacıların kastettiği budur. Burada söylenen şey sürekli olarak hastalıklı bir ölüm meşguliyeti değil, varlığın bilinci ve hayatın daha zengin hâle gelmesi için zeminin ve figürün odakta tutulması ısrarıdır. Santayana’nın söylediği gibi: “Ölümün sunduğu karanlık arka plan, hayatın yumuşak renklerini bütün saflığıyla öne çıkarır.”