Delikanlı Zéze
7/10
·85 syf.··
2026 10. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 12:04
Zeze nin bizlerle tanışması Şeker Portakılıyla başladı, Güneşi Uyandıralımla devam etti Delifişekle tamamlandı. Son kitap diğer kitaplardan farklı olarak olaylar daha minimalist, anlatım daha sade, heyecan biraz daha kırpılmış.. Ama zeze kaç yaşına gelirse gelsin hayal kurmaktan vazgeçmiyor :) Bu kitapla birlikte yazarın aslında Zeze olduğunu düşünüyorum. Tamamen varsayım olarak kendi hayatını kaleme döktüğünü düşünüyorum.. Acaba bu serileri okuyup kaç kişi benimle aynı şeyi düşünüyor?
DelifişekJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202133,7bin okunma
8/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 00:00
Halkla ilişkiler disiplininin kurucusu kabul edilen Edward Bernays’in Propaganda kitabı, “iletişim üzerine eski bir metin” ama modern metinlerin ilki sayılabilir. Kitabın ilk baskısı 1928 yılında yapılmış. Önemi ise modern kitle yönetiminin nasıl çalıştığını soğukkanlı biçimde anlatan bir eser olmasından geliyor. Bernays, bugün “manipülasyon” dediğimiz pek çok tekniği açıkça hatta zaman zaman gururla savunuyor. O, Freud’un yeğeni olmasıyla da bilinir. Bu biyografik ayrıntı önemli çünkü metnin arka planında güçlü bir psikanalitik varsayım var: "İnsanlar sandığımız kadar rasyonel değildir." Bernays'e göre kitleler bilinçli seçimler yapmaz; sembol, duygu ve tekrarlarla yönlendirilir. Bu fikir, günümüz reklamcılığı ve siyasal iletişimin temelini oluşturuyor. Bernays için propaganda, toplumu düzenlemenin kaçınılmaz ve hatta gerekli bir aracı. Elit bir azınlık, “karmaşık toplumlarda düzeni sağlamak için” kitleleri yönlendirmelidir. Bu düşüncede bir açıklık var: Demokrasi ideali ile görünmez bir yönlendirme mekanizması aynı anda savunulur. Kitapta verilen somut örnekler dikkat çekici. Örneğin, vaktiyle sigara endüstrisinin kadınlara yönelik kampanyaları, “özgürlük meşalesi” metaforuyla sunulmuş. Böylesi bir anlatı, yalnızca bir ürün satışını değil, toplumsal davranışın yeniden kodlanmaya çalışıldığını da gösteriyor. Bugünden bakıldığında bu örnek, reklamcılığın “ürünü sadece satmaya çalışan” rolünden çıkıp “kimlik üretim” aracına dönüştüğünü gösteren erken bir olay gibi. Bernays’in dili teknik ve sakin. Duygusal bir savunma yapmıyor; daha çok, mühendis gibi yazıyor. Bu soğukluk, metnin arkasında yatan fikrin de göstergesi. Bu dilden, yönlendirmenin kaba bir zorlama değil, ince bir tasarım işi olduğu anlaşılıyor. Propaganda, yalnızca bir “ikna sanatı” kitabı değil, modern
PropagandaEdward Bernays · Pegasus Yayınları · 2023195 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
hoş bir temenni ve vaaz kitabı.
Puan vermedi·246 syf.··
2026 11. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 15:33
Hayatın içinden sosyal konulara dair pek çok konuda yazarın "beklentilerinden", "temennilerinden" ve "buyuruklarından" oluşan kitap, kemal sayar'ın kişisel ajandasının ötesinde geçebilecek argümantasyon derinliğinden uzak. Eğer kemal sayar'ı kemal sayar olduğu için her dediğini ciddiye alacağınız bir aile büyüğü olarak görerek okuyacaksanız tavsiyeler kitabı olarak faydalı olur. Ancak; isminden ve kimliğinden bağımsız bir yazardan böyle bir kitapta fikirlerini okurken daha ciddi neden sonuç ilişkileri, ispatlar, anti-tezler beklenir. Yazar konuları ele alırken insanın doğuştan iyi olduğuna dair bir temel varsayım üzerine tüm fikirleri kurgulamış. Yine bu temel varsayımla muhtemelen (insanı kendi tabiri ile)"meleksi" bir canlı olarak yaratan bir yaratıcıyı da varsayıyor. Aslında insan doğası tüm iyi şeylere muktedir ancak bir şeyler bozulmuş ve işler yolunda gitmemiş gibi bir kurgu var. İnsan doğası "meleksi" yanı, hatta "şeytansı" yanından öte asla çözülemeyecek ve birer tabii veri olarak kabul edilmesi gereken bir sürü çelişkiyi de içinde barındırır. Kitap bu çelişkilerden, kaderimizdeki çıkmazlardan bahsetmiyor. Yapılması gereken iyilikler ve yapılan kötülükler var. Yazarın kişisel bir dikotomi rehberi olarak görüyorum böyle bir yaklaşımı. Üstelik yüzyıllar boyu her nesil kendinden önceki nesillere dair bir sürü haklı gerekçe ile "çok bozdular" söylemini dile getirmiştir. Bu anlamda bir yenilik ya da özgünlük barındırdığı söylenemez. Bu haliyle bilge bir aile büyüğünüzün bana güvenin sizlere güzel sözlerim var kitabı.
Hayata Dair
YavaşlaM. Kemal Sayar · Kapı Yayınları · 202013,2bin okunma
Ama o tcavüz değil bak, olgu. Tcavz de bi örnek zaten. Bak sen!
Puan vermedi·651 syf.··
2026 3. kitabı
İlk ikiyüz sayfasına kadar net favorilerimde ilk üçe gireceğini düşündüğüm, son sayfada ise bok görmüş gibi ifade ve iştahsızlıkla kapağını kapadığım bir kitap. Baştan şunu belirteyim, ben asla yazarın kanaat önderliği yapmasını, illa finalde kötülüklerin cezalandırılmasını gerekli bulan biri değilimdir. Ama yazarın alt tonda ne tür bir zihniyete sahip olduğunu da anlayamayacak kadar gerizekalı biri olmadığımı düşünüyorum. Tamam, başrolün yediği bütün naneler bu sefer bir olgu olarak, gerçeğin kendisi değil de sürekli bir varsayım olarak yaşanıyor ve olayların rüyaya benzer bir belirsizlik taşıdığı da kesin. Ama finalde "bu zaten bi rüya o yüzden tecavüze de o kadar tepki vermeye gerek yok" diye bağlayamazsın, hadi bunu da illa olgulara bağladık ve ben fazla doğruculuk yapıyorum diyelim, rüyasında tecavüze uğramış bi kıza failinin egosu kırılmasın, aman ponçik kalbi üzülmesin diye hala psikolojik hizmet yaptırmaz, daha da kötüsü bunu mağdur kızın kendisi canıgönülden şevkle isteyerek yapıyo, bakın kızın da umrunda değil abartmayın minvalinde bir gözdağı ile vermezsin. Okuyucuyum ben, senin temcit pilavını yemek için almadım bu kitabı! Eserlerinde aksiyon olarak safi cinselliği kullanan bir yazarsın sen. Ve kitabında bir değil, iki değil, üç farklı şekilde "tecavüzü de çok abartmayın yeaa" alt tonuyla yedirmeye çalışıyorsun. Her boku bir sebebe illa bağlattın, hepimizi olağanüstü subjektif bi yoldan "kalıp dışı kanılara" sevk ettirdin diyelim, yine de bir şeyi bu kadar ısrarla tekrar etmenin cevabı düpedüz dayatmadır, öyle olduğuna inandırmaya çalışmaktır. Hassiktir oradan murakami. Vallahi tadım tuzum bozuldu ya, bi kere de amk dünyasında şu suç "şeytana uydum ağam" diye subjektif bahanelerle kabullendirilmeye çalışılmasın ya, bunu zaten faillerin kendisi yapıyo biz de
Sahilde KafkaHaruki Murakami · Doğan Kitap · 202012,1bin okunma
Kırk yıllık platonik aşk
Puan vermedi·224 syf.··
2026 13. kitabı
İnceleme özeti: (zayıf-orta-iyi-çok iyi-süper) Hikâye: Giriş: çok iyi. Gelişme: iyi. Son: orta Karakterler: Çok iyi Edebiyat: Çok iyi Kurgu: Orta İz bırakma: İyi Yazarın diğer kitaplarını da okuma dürtüsü: İyi Sayfa Düzeni: İyi Kapak: İyi Redaksiyon: Çok iyi. Altmışlı yaşlarda bir yazar, adı Zafer, aynı zamanda Trakya’da bir butik otel sahibi. Bir gün otele bir kadın geliyor, adam kadını hemen tanıyor çünkü kırk beş yıl önce porno dergilerde gördüğü ve aşık olduğu Elke isimli bir yıldızdır o. Gerçi kadın adının Ülkü olduğunu söylüyor fakat adam duygularından ve hafızasından emin; gelen odur, hem porno sektöründe olan biri gerçek adını kullanacak değil ya. Hatta adam o yıllarda izini bulmak için ta Amerikalar gitmiş, ama bulamamış, sonra da bir daha kadının ne fotoğraflarını görmüş ne de herhangi bir kaynakta izine rastlamış. Akıldan bir türlü silinmemiş öyle bir platonik aşk. Buraya kadar iyi bir başlangıç, ilgi çekiyor. Ne var ki okurun aklını karıştıran bir şey var, adam altmışında, gençliğinde hayallerini süsleyen kadın da en az onunla yaşıt olmalı değil mi? Hayır, kadın Afrodit gibi, vücudunda tek bir deformasyon yok, hatta dergilerdeki halinden bile daha güzel. Yazar Hakan Karahan'ın tarifi böyle; kadının yaşıyla ilgili bir ima, bir fikir, bir varsayım yok ortada ve kurguyu yaparken okuru bu tereddütten kurtaracak, bir yanılgı olma ihtimalini hissettirecek tek bir imada dahi bulunmadan eski porno yıldızı Elke ve otel sahibi Zafer arasındaki ilişkiyi tatlı tatlı anlatıyor. Okur da kafasındaki kurtları evire çevire okuyor. Ülkü ya da Elke, Zafer’e anılarını anlatırken, evliyken Karl adındaki elli dört yaşındaki bir adamla olan gizli ilişkisinden bahsediyor. Elli dört yaşındaki adamı öyle bir tarif ediyor ki, bakanların gözünü alamadığı, çarpıcı ve
Cennette Bir HaftaHakan Karahan · Mona Kitap · 20234 okunma
Dans etmek bir çığlığı susturmak mı? Spoiler
10/10
·104 syf.··
2026 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 13:57
Kitap bir bebeğin nehire atılmasıyla başlıyor. Başta bebek salgına yakalandığı için annesinin onu attığını düşünmüştüm. Çünkü kitabı okumadan önce tek bildiğim şey bir dans vebasının kitaba konu olmasıydı. Fakat o dönemlerde fakirlikten kaynaklı aileler bebeklerini yiyormuş bu aile de bebeğini yemeye vicdanı el vermediği için nehire atıyor. Daha sonra Enneline yani anne bu durum üzerine içsel bir muhakeme sürecine giriyor. Eşinin onu teselli etme girişiminden sonra birden ritim tutturarak ayağa kalkıyor ve dans etmeye başlıyor. Bu şekilde sadece bir kadınla başlayan dans vebası giderek yaygınlaşmaya devam ediyor. Kendi içimde dans vebası sebebini üzüntü gibi psikolojik sebeplerden kaynaklı olduğunu düşünmüştüm. Çünkü biz kitabın başlangıcında annenin kendi çocuğunun canına kıymak gibi bir girişimde bulunduğunu görüp ardından kendini teselli edemedikten sonra acıyla dans etmeye başladığını görüyoruz ve giderek sebebi bilinmeyen ortak hiçbir paydası olmayan insanların birbirleriyle dans etmeye başladığını görüyoruz. Dans vebabasının henüz günümüzde bile nasıl başlayıp nasıl son bulduğu bilinmiyor kitapta da zaten önce bir grup doktor tarafından dans vebasının sebebi araştırılmaya başlanıyor. Sebebini kanın hızlı akmasından, sıcaklığından gibi biyolojik sebepler üzerine oturtmaya çalışıyorlar. Doktorlar henüz sebebini bulamamışken bölge sorumlusu, şehir yöneticisinin din adamlarından yardım aldığını görüyoruz. O dönemdeki din adamları da cennetten arsa satma dönemleri ile meşhur olan kilisede her şeyin şen şakrak geçtiği halkın fakirlikten gravür kağıdı yerken ruhban sınıfının alem yaptığı din adamları. Kitap içinde çok fazla Türklerden bahsediliyor dehşet bir Türk korkusu var 1500lü yıllar Osmanlı’nın da görece daha güçlü olduğu yıllar bu yüzden sürekli bir Türkler
1000Kitap
Dansa DavetJean Teule · Sel Yayıncılık · 202011,1bin okunma