Hem çiçeklerden de korkulmasın artık. Sözlüklerden "antofobi" silinsin! Yalnız Yunus'un hatrına "Neden rengin sarıdır?" diye sorulsun çiçeklere. Yılanlara gelince; hep var olacaklar fakat bir kutlu topuk deliklerini tıkayacak hep. Korkuyu korkuyla aşıp aziz dostuna "Korkma! Allah bizimledir," diyecek.
Korkmak: Ko-rı-mak (korumak) > korı-k-mak "ı"nın düşmesiyle > korkmak oluyor Türkçe'de. Her yiğidin kalbinde bir aslan yatarmış. Bakın "Korkma"nın kalbinde "Koruma" yatıyor. Korkuyla korunuyor demek ki insan. Bir korkuya ihtiyaç var demek kurtulmak için korkulardan.
İnsanlar, öyle donmuş tarihî şartlar ve biçimler içine girer ki, ruh yaşama sevincini ve anlamını yitirir. Bu betonları kıracak bir çıkış yolu arar. İşte oruç, külü deşer, betonları kırar, eskiyen dünyayı tazeler, alışkanlıkları elâstikîleştirir, donmalarını önler, içgüdüleri pırıl pırıl yapar, insanı melankoliye düşmekten, yani eşyayla ilgiyi kesmekten korur, kâinatı yeniden yaşanmağa değer bir yer haline getirir, insanı yeni doğmuşcasına yaşamaya hevesli, iştihali bir yeni insan yapar.