Ramazanda hepimiz Allah’ın bize indirdiği Kur’ân nimetine şükretmek için oruç tutarız. Yalnız, orucu doğru anlamamız lazım. Oruç tutmak; aç kalmak demek değildir. Eğer orucu sadece aç kalmaktan ibaret olarak anlarsak orucun bize neler kazandırdığını anlamamış oluruz ki o zaman da tutuğumuz oruç bize bir şey kazandırmaz. Bu yüzden Resulullah (s.a.v.) Efendimiz “insanlardan öylesi var ki namaz kılarlar; ama onlara yorgunluktan başka bir şey kâr kalmaz. Öylesi de var ki oruç tutarlar, onlara da açlıktan başka bir şey kâr kalmaz”354 buyurmuştur. Yani sadece yorulmuş ve acıkmışlardır.
Neden?
Çünkü Resulullah (s.a.v.) Efendimiz “Allah, insanın gönlüyle bedeninin beraber olmadığı hiçbir ibadeti kabul etmez” buyurmuştur. Kılınan namazda eğer gönül beraber değilse insan sadece yorulmuş olur; çünkü bedenin huzurda durduğu gibi gönlün de huzurda, miraçta durması gerekir.
İnsanlar, öyle donmuş tarihî şartlar ve biçimler içine girer ki, ruh yaşama sevincini ve anlamını yitirir. Bu betonları kıracak bir çıkış yolu arar. İşte oruç, külü deşer, betonları kırar, eskiyen dünyayı tazeler, alışkanlıkları elâstikîleştirir, donmalarını önler, içgüdüleri pırıl pırıl yapar, insanı melankoliye düşmekten, yani eşyayla ilgiyi kesmekten korur, kâinatı yeniden yaşanmağa değer bir yer haline getirir, insanı yeni doğmuşcasına yaşamaya hevesli, iştihali bir yeni insan yapar.