"Aşk, sonsuzluk ve hakikat. Sadece özgürlük bunları buluştura-bilir. Özgürlük ise doğanın kavranmasıyla olası. Ve biz ancak özümüzün doğayla olan sonsuz bağını keşfedebilir ve bu keşfi diğer insanlarla birlikte gerçekleştirebilirsek hakikati deneyim-lemiş oluruz.
Tabii ki önce beden. Sonsuzlukla olan dolaysız bağımın zorunlu koşulu olan beden. Varlığını sonsuz maddeye borçlu olan beden. Ve bedenime eşlik eden zihnim. Zihnimi, özüme birliğini ve sonsuzluğunu veren doğayı kavramaya yoğunlaştırdıkça hakikate de ulaşabilirim. Ancak bu sonsuz çaba beni özgürleşti-rebilir. Ve aşk. Aşk, sonsuzlukla hakikatin özgürlükte buluştuğu arzu yani özümü oluşturan arzu."
Ne var ki Spinoza felsefeyi aşktan, aşkı etkinlik gücünden, etkinlik gücünü özgür-lükten, özgürlüğü ise doğadaki ve toplumdaki varoluş tarzlarından bağımsız düşünmemiştir.
Özgürlük, "doğayla iyice bağdaşan etkiler ürettiği, bununla beraber, etkilerinin onları değiştirip dönüştürebilecek herhangi bir dış nedene tabi olmadığı sağlam bir varoluştur." Öyleyse aşk da felsefe gibi özgürlüğün özsel koşullarından biridir. Varoluşumuzu borçlu olduğumuz doğanın özünü, bu özün sonsuzluğunu ve doğadaki şeylerle bu sonsuzluktaki birliğimize dair ilişki tarzlarını nasıl üretebileceğimizi kavramaya dönük tüm çabalar öz-gürliğü gerçekleştirmenin koşulları olarak çıkar karşımıza.
İnsan,kendi sûretinde olan biriyle ancak onu sevdiği zaman tam anlamıyla anlaşabilir ve bir uyum içinde olabilir. Âşıkta,sevgilisininkine benzemeyen hiç bir yön yoktur; âşıktaki her şey sevgilisine ayarladır.
Elizabeth küçük düşmüştü, acı çekiyordu; tövbe ediyordu neye olduğunu bilmese de. Onun sevgisini kıskanıyordu sevgisini hissetmeyi artık umut edemese de. Ondan haber almak istiyordu, ona ulaşmanın hiçbir imkanı olmadığı halde. Onunla mutlu olabileceğine inanıyordu, artık bir araya gelmeleri imkânsız göründüğü halde.