Şapka kurbanları, mazlumluk ve şehitliğin en üst mertebesindedir...
Sayfa 83·Kitabı okuyor
İnsan katlanmak zorundadır, işin bütün sırrı budur. Kendi karakterine, kendi tabiatına katlanmak zorundadır; çünkü ne tecrübe ne de kendi eksikliklerine, şahsi menfaatlerine ve açgözlülüğüne dair içgörü bir şey değiştirir. Arzularımızın dünyada tam bir yankısı olmayışına katlanmak zorundayız. Sevdiklerimizin bizi sevmemesine ya da umduğumuz gibi sevmemesine katlanmak zorundayız. İnsan ihanete, sadakatsizliğe katlanmak zorunda; ve son olarak, ki bu bütün görevlerin en zoru, birisinin karakter ya da zekâ yönünden kendisinden üstün olmasına da katlanmak zorunda.
Sayfa 72
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Vereceğim en son söz, insanlığı “iyileştirmek” olurdu. Benim tarafımdan yeni putlar dikilmeyecek; eskiler de topraktan bacakların ne önemi varmış, öğrensinler. Putları (benim sözlüğümde “idealleri”) yıkmak - eskiden beri işimin bir parçası. Gerçeklik o denli değerinden, anlamından, hakikatliğinden edildi ki ideal bir dünya yalanı uyduruldu… “Hakiki dünya” ve “görünüşteki dünya” - açıkçası uydurulmuş dünya ve gerçeklik. İdeal yalanı şimdiye dek gerçekliğin üzerinde bir lanetti, insanlığın kendisi bu lanetle en dipteki içgüdülerine kadar yalan ve sahte olmuştu - büyümesinin, geleceğinin, geleceğe dair hakkının onlarla güvencelendiği değerler olan ters çevrilmiş değerlere tapıncaya kadar.
Sayfa 2 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Felsefe-Düşünce
Filistinliler topraklarında Siyonizm tehlikesini fark ettikleri zaman topraklarını Yahudilere satmaya son verdiler ve direnmeye başladılar.
Alıntı
Ve bir insan, en çok da ruhtan yorulunca dinlenmeye ihtiyaç duyuyormuş.
Endonezya’da yaşayan 4 milyon kişilik Minangkabau anaerkil halkında toprak, miras ve mülkiyet tamamen kadının kontrolündedir ve erkek evlendiğinde kadının hanesine taşınır. Batı medeniyetinin rekabeti, güç deliliğini ve bencil çıkar arayışını kutsayan "erkek hiyerarşisi" karşısında; Minangkabau kültürü işbirliğini, ortak iyiyi ve barışı göklere çıkaran dişil bir matris sürdürmektedir. Bu muazzam nüfus (4 milyon insan), kadının merkezde olduğu toplumların marjinal birer kabile garipliği değil, son derece istikrarlı ve sürdürülebilir kitlesel uygarlık modelleri üretebileceğinin en net editöryal ispatıdır.