Her şair kendi canına kıymalı ve son şiirini kanıyla yazmalı..
Sör Aleksi’nin hiç dilinden düşürmediği bir söz vardı:. “Kızlarım, ümitsiz hastalıkların, mukadder felaketlerin son bir ilacı vardır: Tahammül ve tevekkül. Elemlerde bir giz, şefkat var gibidir. Şikâyet etmeyenlere, kendilerini güler yüzle karşılayanlara karşı daha az zalim olurlar.”
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kitabın adı çekici ama içeriği şüpheli
İnsanı hayatta tutan, diğer herkesin sizden son derece düşük olduğunun bilincidir ve bu benim daima beslemiş olduğum bir duygudur.
Milli mücadele yanlıları da zaten akın akın Ankara'ya geliyorlardı. Gelenler arasında Mehmet Akif Ersoy gibi önemli bir isim de vardı. Mustafa Kemal, Bediüzzaman'ın hem hocalık vasfından hem de Kürtler üzerindeki nüfuzundan faydalanmak için Ankara'ya onun da gelmesini arzu ediyordu. Yeni kurulan hükümetin meclis başkanlığını yapan Paşa ve yakın arkadaşları Bediüzzaman'ı Ankara'ya ilk davet ettiklerinde "Ben, tehlikeli yerde mücadele etmek istiyorum. Siper arkasında savaşmak hoşuma gitmiyor. Anadolu'dan ziyade burayı daha tehlikeli görüyorum." diyerek bu teklife pek sıcak bakmamıştı. Oysa durum şimdi çok daha farklıydı. İngilizler, İstanbul'u işgal etmiş, milletvekillerini tutuklamışlardı. Meclis çalışamaz hale gelmişti. Üstelik kendisi ile ilgili bir yakalama kararı da vardı. En son Mareşal Fevzi Çakmak ve Van Valisi Tahsin Bey'in de ısrarlı talepleri üzerine Bediüzzaman, Milli Mücadele'ye destek vermek üzere trenle Ankara'ya geldi. Geliş sebebi destek vermenin yanında yeni kurulacak devlette görev alacak mebuslara İslamı bir şuur kazandırmaktı. 22 Kasım 1922'de Ankara'da "Hoşemedi" töreniyle karşılanmıştı. Mecliste bu merasim sadece devlet ricaline ve önemli kişilere yapılıyordu. Bediüzzaman, dua ve tebriklerden sonra mecliste yaptığı konuşmada milli mücadeleyi öven sözler söyledi. Konuşması yer yer milletvekilleri tarafından âmin sesleriyle kesiliyordu. 23 Nisan 1920 Cuma günü dualarla, gözyaşlarıyla açılan meclis, Yunanlıları çok geçmeden denize dökmüş, zafer kazanılmıştı. Ne yazık ki ruh ve mana köküne bağlı bu meclisin varlığı çok uzun sürmemişti. Mukaddesat için verilen mücadeleler çabuk unutulmuştu.
Tarih
" Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar, Ölümleri olur zaferleri, Öpüşürken yok olan atesle barut gibi." William Shakespeare, Romeo ve Juliet, II. Perde: 6. Sahne
Alıntı
Kafkas Cephesi'nde iken Arapça olarak yazdığı 'İşaratü'l-İ'caz adlı eserini bir daha gozden geçirdikten sonra Enver Paşa'nın desteğiyle bastırdı. Eğitime fevkalade önem veren bir komutandı Enver Paşa. Aynı zamanda son derece gözü kara birisiydi. Yaptığı bütün işler "Ya herru ya merru" türündendi Paşa, bir gün Bediüzzaman'ı Genel Kurmay Başkanlığına çağırmış, karargâhta kendisinı göz ucuyla süzen meraklı paşalara "Bu hocayı görüyor musunuz? Şarktaki savaşlarda Ruslara karşı koyan hoca işte budur" demişti. Askeri erkân dağıldıktan sonra Enver Paşa'yla odasında hususi olarak görüşmüşlerdı. Kendisine üç ay ellişer liradan yüz elli lira ve savaşlarda gösterdiğı başarılarından dolayı da harp madalyası verdi. Parayı paşanın ısrarı ile kabul etmişti. Aslında paşanın onu karargahına çağırmasının başka önemli bir sebebi daha vardı. Bunu anlamakta gecikmeyen Bediüzzaman "Paşam, eğer bana dünyevi bir maişet için vazife verecekseniz istemem. İlm ü irfana ait bir hizmet varsa başka. Benim şimdi istirahate ihtiyacım var. Çünkü esarette çok zulüm ve meşakkat çektim" dedi. Enver Paşa, teklifi onaylar tarzda başını salladı. Bediüzzaman da belirli bir süre istirahate çekildikten sonra şeyhülislama bağlı faaliyet gösteren Darü'l Hikmeti'l İslamiye'de görev aldı. Bediüzzaman'ın at sırtında yazdığı İşaratü'l-İ'caz eserini İstanbul'da peş peşe yayımladığı başka eserleri takip etti. İman hakikatlerinin ispatını anlattığı, "Nokta"; ayet ve hadisleri yorumladığı "Sünühat"; insanlığın medar-ı iftiharı olan Sevgili Peygamberimizin peygamber olduğunu ispat eden, "Şuaat"; Kur'an'ın mucize oluşunu anlatan "Rumuz"; Allah'ın birliğini anlattığı "Katre", sosyal meseleler için yazdığı, "Tulûat", ahlaktan ve maneviyattan bahsettiği, "Habbe. Zerre, Şemme ve Lemeat" adlı eserlerini kaleme aldı. Dârü'l
Tarih