Her hazanda birbiri üzerine dökülen ağaç yaprakları gibi insanlar da birbiri ardına toprağa yatarak yok oluyor. Bu değişmez, umumi bir kanun... Niçin endişe etmeli? Şu dünyada erilen başka ne var? Hayat yalan... Ölüm hakikat...
“Girdiğinde kapıyı yavaşça aç, çıktığında ise yavaşça kapat. Bu dünya öyle bir yer ki haktan ibarettir. Canlı cansız, dilli dilsiz herkesin bir hakkı vardır. Kapıyı hoyratça çarpıp gidersen kapı senden hakkını, seni kendine tekrar muhtaç ederek alır.”
Ben kapıyı çalmıştım. Kapı açılır mı açılmaz mı bilmem ama kendisine kapı açılanlar kapıyı edeple çalanlardı.
“Öyle ki mezarın içinde yatan yürek ne kadar tutkulu, günahkâr, isyankâr olursa olsun, üzerinde açan çiçekler masum gözlerle bakıyor bize ve yalnızca sonsuz dinginliği, "kayıtsız" tabiatın yüce dinginliğini değil, aynı zamanda sonsuz kabulleniş ve sonsuz yaşamı da anlatıyorlar...”
“Sen gitmek ister miydin?”
Başımı iki yana salladım. “Senin olduğun yerde mutluyum.
Mekânlar sadece formalite.”
“Peki ya mezara kadar deseydim?”
“ölüm önemsiz bir şey. Seni benden uzak tutamazdı. Seni mezara kadar takip eder, bundan sonraki her hayatta seni yeni den bulurdum.”
“Gardinerlarla her zaman gayet yakın oldular. Elizabeth kadar Darcy de onları seviyordu; Elizabeth'i Derbyshire'e getirerek birleşmelerini sağlayan kişiler için ikisi de her zaman sıcak bir minnettarlık hissettiler.”