Puan vermedi·320 syf.·
2026 60. kitabı
Efsus, önce adıyla merakımı cezbetti sonra tasarımıyla “Kavin” deki duygusal yoğunluğu hatırlattı bana. O cam kırıklarını hangi karakter hangi yaptığıyla saplayacaktı kalbime merakıyla başladım okumaya. İlk sayfalarda yıllarca her izlediğimizde ağladığımız o canım Türk filmlerinin nostaljik hüznünü hissettim.Geçmişte kalan ama eskimeyen eskilerin kıymetini hatırladım. Eski aşklardaki saflık,mahcubiyet ve heyecan,arkadaşlıktaki vefa,pastane buluşmaları,muhallebi,mika tabaklar,muhteşem şarkı ve şiirleriyle her sayfasında X kuşağının nostaljiyi yaşayacağı bir Ankara romanı Efsus. Eskiler,biz unutursak eskirler.Yazar, kalemiyle bunu dert edinmiş diye düşünüyorum. Sonunu hiç böyle tahmin etmeyip çok şaşırdığımı da belirteyim. Kitaptaki en şerefsiz karakterin adının Şeref olmasına da teessüf ettim:) Kitabı bitirince gözünüzü kapatıp şarkıları dinlemenizi tavsiye ediyorum. Hem hüzünlenip hem gülümseyeceğiniz şarkı sözlerine ve şiire doyacağınız her sayfasını merak içinde okuyacağınız sımsıcak bir kitap Efsus.
EfsusElif Nihal Altan · Romanoku Yayınları · 202612 okunma
Akıl ile Hurafenin Köşkündeki Savaş: Cadı Romanı Çözümlemesi
9/10
·182 syf.··
2026 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 10:58
Cadı, Türk edebiyatında kendine has bir parodi-gotik roman. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Garaib Faturası Külliyatı’nın ikinci kitabı (Gulyabani ilk kitap), 1912 tarihinde yayınlanmıştır, popüler realizm, natüralizm ve erken dönem gotik/korku unsurlarını harmanlamıştır. Kocasının ölümü ile dul kalan Fikriye Hanım dayısının evine geri dönmüştür. Yengesi başta olmak üzere Fikriye’yi evlendirmek isterler. Naşit Nefi Efendi adında bir talip bulurlar. Rahmetli ilk eşinden olan iki çocuğu, annesi ile birlikte İstanbulun Vefa semtinde ‘Uğursuz Konak’ olarak da akıllara yer etmiş büyük bir yalıda yaşamaktadırlar. İlk eşinin vefatından sonra pek fazla evlilik yapmıştır. Bulundukları semtte herkes Naşit Nefi Efendiyi iyi bilir, hakkında çıkan söylentiler pek geniş çevreler tarafından duyulmuştur. Çocukların anneleri Binnaz Hanıım’ın tekrar dirildiği ve bir cadıya dönüştüğü, konaktaki herkese musallat olup huzursuz vakitler yaşattığı konuşulmaktadır. Eserin dilini anlamaya geçmeden önce o dönemde Türk edebiyatının dil yapısını inceleyelim. 1912 yılı, Türk edebiyatında dil açısından tam bir yenilenme, çatışma ve dönüşüm dönemidir. Bu dönemde edebiyat dünyasında birbiriyle çatışan farklı dil anlayışları hüküm sürmektedir. I. Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati’nin Ağır Yapay Dili Bu metinlerde Arapça ve Farsça tamlamalar yoğunluktadır. Günlük dilde hiç karşılığı olmayan halkın anlamadığı bir dil hakimdir. Edebiyatın sadece yüksek zümrenin anlayabileceği bir sanat olduğunu savunurlar. II. “Yeni Lisan” Dilde Sadeleşme Devrimi 1911’de Genç Kalemler Dergisi’nde Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp 'Yeni Lisan' hareketini başlattılar. İstanbul Türkçesi esas alındı. Konuşma dili ve yazı dili arasındaki uçurumları kapatmayı hedeflediler. III. Bağımsız Yazarlar Bu iki
CadıHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20255,5bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi·500 syf.··
2026 55. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 16:40
Sema Soykan’ın Keşke romanı, beni 1940’ların o zor ama bir o kadar da umut dolu Anadolu’suna götüren, uzun süre etkisinden çıkamayacağım bir yolculuk oldu. Kitabı okurken kendimi sadece bir hikayenin içinde değil, bizzat o dönemin aydınlanma ateşini taşıyan Köy Enstitüleri'nin tozlu yollarında yürüyor gibi hissettim. Fikret ve Sabiha'nın karakterleri adeta birer anahtar gibi; onları takip ederken kendi içimdeki "keşke"lerle yüzleşmemek imkansızdı. Yazarın, o dönemin siyasi kırılmalarını ve Köy Enstitüleri üzerindeki o karanlık oyunları bu denli vurucu bir dille anlatması, okurken bazen öfkelenmeme bazen de büyük bir gurur duymama neden oldu. Sabiha ve Fikret’in o vefa ile merhamet arasına sıkışmış, dile getiremedikleri aşkları ise hikayeye öyle derin bir hüzün katmış ki, son sayfalarda gözyaşlarıma hakim olamadım. "Eğitim bir toplumu ne kadar sürede değiştirebilir?" ya da "Bir ideal uğruna nelerden vazgeçilebilir?" gibi sorular zihnimi kurcalarken, bir neslin nasıl heba edildiğini okumak kalbimi çok sızlattı. Bu kitap sadece bir aşk ya da dönem romanı değil; aynı zamanda Cumhuriyetin temelinde yatan o büyük emeğin ve vatanımıza karşı sorumluluklarımızın bir hatırlatıcısı olmuş. Sema Soykan’ın kalemi beni gerçekten büyüledi, kütüphanemde artık çok özel bir yeri var. Yazarın dünyasına bu kitapla giriş yaptım ve diğer kitaplarını da bir an önce listeme ekleyip keşfetmek için şimdiden sabırsızlanıyorum.
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20212,021 okunma
Puan vermedi
Merhabalar Bugün sizlere PEDRO SİMÓN ‘’NANKÖRLER’’ KİTABI ile geldim Size "NANKÖR MÜSÜNÜZ ?" desem, eminim "HAYIR" dersiniz. fakat bu kitabı okuduktan sonra kendinizi sorgulamaktan kaçamayacaksınız. Yazar’ın sunduğu benzersiz bakış açısıyla insanı adeta kendinden utandırıyor ve derin bir yüzleşmeye davet ediyor. ve kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum Konumuza gelecek olursak Nankörler”, küçük David’in annesiyle birlikte bir köye taşınmasının ardından hayatına giren Emérita isimli yaşlı kadınla kurduğu bağı anlatıyor. Emérita, sessiz ve sade yaşayan ama sevgisini davranışlarıyla gösteren biri oluyor David için. Hikâye ilerledikçe David büyüyor, hayatı değişiyor ve yıllar geçtikçe çocukluğunda yanında olan insanların değerini daha iyi anlamaya başlıyor. Kitap aslında çocukluk, büyümek, vicdan, vefa ve insanın geçmişte fark edemediği sevgileri yıllar sonra anlaması üzerine kurulu bir hikâye anlatıyor.
NankörlerPedro Simón · İnkılâp Kitabevi · 202614 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 472. kitabı
Mihmandar, İskender Pala’nın Peygamber Efendimiz’in Medine’ye hicreti sırasında evinde ağırladığı, ona "mihmandarlık" yani konukseverlik eden Eyyüb el-Ensari’nin hayatını merkezine alan sürükleyici bir tarihsel biyografik romandır. Yazar, İslam tarihinin en önemli dönüm noktalarından birini, kılıçların ve siyasetin gölgesinde değil, vefa, sadakat ve aşkın perspektifinden anlatır. İstanbul’un manevi fatihi kabul edilen Eyyüb el-Ensari’nin, Medine’deki o huzurlu günlerinden, İstanbul surlarına kadar uzanan, sabırla dokunmuş hayat hikayesi; Pala’nın zengin tasvirleri ve tasavvufi diliyle birleşerek tarihsel gerçekliği edebi bir şölenle buluşturur. İnancın bir insanı nasıl dönüştürdüğünü, bir davanın uğruna ömrünü nasıl vakfettiğini ve tarihin tozlu sayfaları arasında saklı kalmış insani derinlikleri ortaya koyan, hem tarih hem de gönül yolculuğu niteliğinde bir eserdir.
Mihmandarİskender Pala · Kapı Yayınları · 202014,2bin okunma
Puan vermedi
Honoré de Balzac’ın "Goriot Baba" romanı,yalnızca bir babanın kızlarına duyduğu sınırsız sevgiyi değil,paranın ve toplumsal hırsın insan ilişkilerini nasıl acımasızca çürüttüğünü anlatan sarsıcı bir eserdir. Goriot Baba,bütün servetini kızlarının mutluluğu ve toplum içinde saygın görünmeleri için harcar.Fakat para bittiğinde,sevgi sandığı bağların ne kadar çıkar üzerine kurulu olduğunu acı biçimde görür.Kızları onun fedakârlığını bir baba sevgisi olarak değil,bitmeyen bir kaynak gibi tüketirler. Balzac burada sadece bir aile dramı anlatmaz;Paris sosyetesinin iki yüzlülüğünü, sınıf atlama arzusunu,paranın ahlakı nasıl bastırdığını ve insanın en kutsal bağları bile menfaat uğruna nasıl feda edebildiğini gösterir. Romanın en çarpıcı yanı,Goriot Baba’nın sevilmediğini bile bile sevmeye devam etmesidir.Bu yönüyle eser,baba sevgisinin yüceliğini gösterirken aynı zamanda kör fedakârlığın insanı nasıl tüketebileceğini de sorgulatır. “Her şeyi,her şeye katlanan birinin sırtına yüklemek”cümlesi romanın ruhunu çok iyi özetler.Çünkü bazı insanlar sevdikleri için o kadar çok susar, katlanır ve verir ki; sonunda herkes onların dayanıklılığını hak edilmiş bir borç gibi görmeye başlar. "Goriot Baba", sevginin, fedakârlığın ve çıkar ilişkilerinin iç içe geçtiği,okurken insanın aile, vefa ve insan doğası üzerine derin derin düşündüğü unutulmaz bir klasiktir. "Goriot Baba",bir babanın sınırsız sevgisinin ve çocukları uğruna kendini tüketişinin acı hikâyesidir. Balzac bu romanda sadece bir aile dramı anlatmaz; paranın, statü hırsının ve çıkar ilişkilerinin en kutsal bağları bile nasıl aşındırdığını gösterir. Goriot Baba’nın trajedisi, çok sevmesinden değil; karşılıksız sevgiyi bile sadakat sanmasından doğar. Bu yüzden roman, yalnızca baba sevgisini değil, fedakârlığın sınırlarını
Goriot BabaHonore de Balzac · Can Yayınları · 201718,7bin okunma