Hukukçu ve araştırmacı İlhan Arsel’den, okuyanların beyninde şimşekler çaktıracak sert bir eser. Arsel, lafı dolandırmadan, doğrudan Kur’an ayetleri, sahih hadisler ve klasik İslam hukukçularının metinleri üzerinden gidiyor. Yani boşa sallamıyor, kaynaklarla konuşuyor. Kadının şeriat düzeninde nasıl konumlandırıldığını - mirasta yarım, şahitlikte eksik, sosyal hayatta edilgen, evde susmaya mecbur - tek tek gösteriyor. Bu nedenle de kitap, yıllardır “İslam kadına değer verir” klişeleriyle uyutulanlara büyük bir tokat gibi iniyor.
Felsefi açıdan Arsel’in yaptığı şey, sadece bir din eleştirisi değil, aynı zamanda bir zihniyet çözümlemesi. Kitap boyunca şu sorunun peşinden gidiyor: Neden İslam toplumları modernleşemedi, neden kadın hâlâ ikinci sınıf? Ve cevabı çok açık, çünkü şeriat, kadın özgürlüğünü ve bireysel aklı tanımayan bir düzenin adı. Arsel, Batı’nın kendi dinini 16. yüzyıldan itibaren acımasızca sorgulayıp sınırladığı için bilim, teknoloji ve sanayi devrimleriyle ilerlediğini; bizde ise medreselerde hâlâ “sivrisineğin abdeste etkisi”nin tartışıldığını gösteriyor. Bu karşılaştırma bile, aslında Atatürk devrimlerinin niçin hayati olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Bugün Türkiye’de kadın cinayetlerinin, tarikatların, şeyhlerin gölgesinde kadın bedenine yönelmiş şiddetin kökeni tesadüf değildir. Şeriatın dayattığı anlayış, Türk töresine tamamen aykırıdır. Eski Türklerde kadın toyda, yasda, savaşta erkekle yan yanaydı; harem, cariye, çok eşlilik yoktu. İslamlaşma ile birlikte bu dünyanın kültürünü İslam'ın kaidelerini benimsememiz Türk kadınının özgür konumunu kaybetmesine sebep oldu. Türkler Müslüman olduktan sonra Türklüklerini kaybetmeleriyle birlikte, Türk kadını daha önce sahip olduğu tüm haklarını yitirmiştir! Türklerin İslamiyet'e geçişi Türk kadını için