“Bunu öğren, kafana iyice sok, kızım.”dedi Nana. “Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma, Meryem.”
“Beni mesut edecek nedir, bilir misiniz? Hani ya geçen hafta bir gün yine bugünküne benzer şeylerden bahsetmek için bana gelmiştiniz. Hatırınıza geliyor mu, bizi nasıl bulmuştunuz? O küçücük bahçenin bir köşesinde, Feridun’u salıncağının içinde havalanırken, Nihat’ı uzun sandalyesinde yatmış, o bitmek tükenmez gazetelerini okurken görmüştünüz, değil mi? Ben de onların arasında düşünüyordum. Evet, düşünüyordum ki saadet işte emellerini böyle bir bahçenin köşesinde bir salıncakla bir yığın gazetenin arasına koyabilmektir.”
‘Demek yazamadan,
Demek okuyamadan,
Demek konuşamadan,
Ama düşünebildiğim için seni yaşıyorum.
Yaşayabildiğim için sevmiyorum,
Sevdiğim için yaşıyorum’