“Görüş, etki ve temas alanımız ne kadar darsa, o kadar mutluyuzdur: Bunlar ne kadar genişse, o kadar ıstırap çeker, ürkeriz. Çünkü bu alanla birlikte kaygılar, arzular ve korkular da çoğalır ve büyür. Bu yüzden körler bile bize ilk başta göründüğü kadar mutsuz değildir.”
"Sakınganlığı ve yiğitçe güçlülüğü.
Yorgunluğa katlanmayı, az ile yetinmeyi, görevini kendisi yapmayı ve bir sürü işe karışmamayı.
Zorlu acılarda, uzun sayrılıklarda hep aynı kalmayı.
Gösterişe kaçmayan ağırbaşlılığı.
Her çeşit insanla uyuşma sanatını.
Kendime hakim olmayı ve hiçbir şeyin çekimine kapılmamayı.
Hiç şaşmamayı, hiç meraklanmamayı, hiçbir zaman acele etmemeyi, kararsız ya da bunalmış gözükmemeyi; ardından öfke ya da karamsarlığa kapılmamak için kahkalarla gülmemeyi.
Düzeltilmişten çok, düzgün bir karakter kanısını vermeyi.
Bazı işlerden ötürü uzaklaşmış kimselerce, hep aynı insan olarak kavuşulmayı.
Kendi kendine yetme ve dingin olma yeteneğini." Bunlar yalnızca Tanrının yazgısını ve yardımını gerektirir.
Kimsenin kimseyi dinlemek istemediği bir dünyada öncesiz sonrasız hayallerin peşi sıra koştururken ne tuhaf bir büyüsü vardır, karşında kendini başka bir dilde ifade edebileceğin bir insanı bulmuş olmanın !
"Çünkü dünya karanlık, hayvanlarla dolu bir orman ve bütün avcıların zevk bahçesi de olsa - sanırım ben daha çok uçsuz bucaksız, zengin bir deniz görmeyi tercih ederim."