"Mış Gibi" Yaşamak : BİHRUZ BEY!
7/10
·311 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 00:51
Araba Sevdası’nı geleneksel edebiyat tarihçiliğinin çizdiği o dar "yanlış Batılılaşma karikatürü" sınırlarından çıkarıp, onu Osmanlı modernleşmesinin birey bilincinde yarattığı tektonik sarsıntıları kaydeden trajikomik bir metin olarak okuyorum. "Özenti" ve "kimliksizleşme" sorununa tutulmuş ilk ve en güçlü aynadır. Ben bu eseri, bireyin kendi gerçeğine yabancılaşmasının edebi bir anatomisi olarak görüyorum.Benim gözümde bu roman, sadece bir dönemin modasını ya da özentiliğini alaya alan yüzeysel bir yergi değil; dilin, mekanın ve kimliğin nasıl birer yanılsama alanına dönüştüğünü gösteren, Türk edebiyatının ilk radikal yapı sökümcü hamlesidir.Romanın başkişisi Bihruz Bey’i incelediğimde, onun sadece saf bir aşık değil, aynı zamanda köksüzleşmiş, toplumdan ayrışmis,bir toplumsal tipin prototipi olduğunu görüyorum.Bihruz’un trajedisi, ait olduğu Doğu kültüründen kopmuş, ancak hayalini kurduğu Batı kültürünün de yalnızca dış kabuğunu yani araba, kıyafet, birkaç kelime alabilmiş .. gibi ozentilerde olmasında yatar.Romani okurken Bihruz’un dil kullanımına özellikle dikkat ettim. Türkçe kelimelerin arasına hoyratça serpiştirilen ve çoğunlukla yanlış kullanılan Fransızca ifadeler, bana onun zihinsel dünyasındaki parçalanmışlığı gösteriyor. Bihruz, kendi dilinde düşünemeyen, hayran olduğu dilde ise üretemeyen bir "kültürel araftadır." Tıpkı günümüzdeki tabiri caizse eskiden çok söylenen "Almancilar" gibi kültürel yozlaşmanin arasinda gidip gelmektedir.Elbette ondan daha kültürel olan eğitimli yozlaşma halinin tasviridir. Mekana geldiğimizde o başka bir âlem...Çamlıca Tepesi ve dönemin mesire alanları, sadece karakterlerin gezindiği yerler değil; modernleşen Osmanlı seçkinlerinin kendilerini sergiledikleri, bir nevi "vitrin mekanlar"dır. Araba imgesi ise eserin kalbidir ve
Araba SevdasıRecaizade Mahmut Ekrem · İletişim Yayıncılık · 201430,9bin okunma
Vitrin Ürünü
Puan vermedi
Sosyolog Zygmunt Bauman, bu "Akışkan Modernite" eserinde modern insanın kendisini sürekli bir vitrin ürünü gibi sergileme ihtiyacını, içsel boşluğun dışsal bir imajla doldurulması olarak açıklar.
Hayata Dair
Akışkan ModerniteZygmunt Bauman · Tellekt · 2023221 okunma
Reklam
9/10
·283 syf.··
2025 10. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2025 00:00
Mustafaİnan Bu kitap bir biyografi değil. Sessizliğin, çalışkanlığın ve ahlâkın romanı. Mustafa İnan “büyük” olmaya çalışmıyor, sadece işini ciddiye alıyor. Gösteriş yok, vitrin yok, slogan yok. Bilgiyle yaşamak var, bilgiyi namus gibi taşımak var. Oğuz Atay burada bağırmıyor. Sakin, saygılı ve derin konuşuyor. Ve insan ister istemez şunu soruyor: Bu ülkede neden en dürüst olanlar en az görünür? Kitabı bitirdiğimde içimde bir mahcubiyet kaldı. Çok konuşup az derinleştiğimiz için. Çok görünüp az emek verdiğimiz için. Bu roman, gürültüsüz insanların hikâyesi. Ve belki de en çok onlara ihtiyacımız var. oğuzatay Bence Oğuz Atay bu kitabı yazar gibi değil, tanık gibi yazmış. Süslememiş, edebiyat yapmaya kalkmamış. Kendini geri çekmiş, Mustafa İnan’ı öne almış. Cümleler gösterişli değil ama dürüst. Duygu var ama ajitasyon yok. En çarpıcı tarafı da şu bence: Hiç kahramanlaştırmadan, kahraman yaratmış. Abartmadan, büyütmeden, insanı utandıracak kadar temiz bir hayat anlatmış. Kısacası Atay bu kitabı yüksek sesle değil, başını eğerek yazmış. Ve o yüzden çok etkili.
Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnanOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202020,5bin okunma
Puan vermedi·779 syf.··
2026 25. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 18:28
Budala, okuyucuya yalnızca "budala" bir adamın öyküsünü sunmakla kalmaz; özüne inildiğinde 19. yüzyıl insanına batılılaşma ve modernleşme üzerinden çarpıcı mesajlar verir. Bu dönemde Rusya, Batı Avrupa etkisinde kalmış, toplum yapısı hızla değişmiş; modernleşme, sanayileşme ve kentleşme gibi sorunlarla toplumsal düzen sarsılmıştır. Romanda bu dönüşümün etkileri açıkça görülmektedir. Karakterlerin çoğu toplumdaki konumlarını yükseltme, maddi kazanç elde etme veya sosyal statülerini koruma çabası içerisindedir. Dostoyevski, bu durumun insan ilişkilerini samimiyetten uzaklaştırdığını ve bireyleri çıkar odaklı bir yaşam anlayışına sürüklediğini gösterir. Modernleşmeyle birlikte insanların manevi değerlerden uzaklaşması, romandaki birçok trajedinin de temel nedenlerinden biri olarak sunulur. Romanın başkarakteri Prens Mışkin ise bu dünyanın karşısında duran bir simge konumundadır. O, insanları maddi durumlarına göre değerlendirmez; her zaman sevgisi, saygısı, affediciliği ve merhametiyle ön plandadır. Böylesi bir dünyada herkesten farklı özelliklere sahip olmak, çevresi tarafından anlaşılamamasına ve bir "budala" olarak görülmesine neden olur. Bu durum, modern toplumun ahlaki değerlerden ne kadar uzaklaştığını açıkça yansıtmaktadır. Kapitalizm Kıskacında İnsan İlişkileri ve Metalaşma Kapitalizmin temel özelliklerinden biri, ekonomik çıkarın toplumsal ilişkiler üzerinde belirleyici hale gelmesidir. Budala romanında da birçok karakterin davranışı ekonomik kaygılarla şekillenmektedir. Özellikle Gavrila Ardalionoviç İvolgin (Ganya) karakteri bu durumun en belirgin örneğidir. Ganya, Nastasya Filippovna ile evlenmek istemektedir; ancak bu isteğin temelinde sevgi değil, ekonomik kazanç ve sosyal yükselme arzusu yatar. Bu durum, evlilik kurumunun bile ekonomik hesapların bir
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma
Tek kitapta iki hikaye
7/10
·128 syf.··
2026 106. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 16:08
Gloria, sürekli ölmek isteyip de buna cesaret edemeyen, ruhu çoktan teslim olmuş bir karakter. Onun bu tükenmişliğinin, çocukluğunda eniştesi tarafından uğradığı tacizlerin karanlığında yattığını hissetmek hiç de zor değil. Oyuncu olma hayaliyle bu acımasız dans yarışmasına katılması, aslında hayata tutunmak için değil, belki de kendi sonunu geciktirmek için umutsuz bir çaba. Yarışmacılar arasındaki o sürekli birbirini yok etme, ortadan kaldırma arzusu, arka planda her şeyi yöneten o gizli katil "Mario" gibi karakterlerle birleşiyor. Sistem ve ortam, insanları suç işlemeye, vahşileşmeye sürüklüyor. İnsanlığın bir vitrin ürünü gibi sergilendiği bu maraton, bir dans yarışmasından çok modern bir gladyatör arenası. Kitap ilk bölümlerde o meşhur ismiyle bağ kuramayarak adeta tek kapak altında iki farklı hikaye saklıyor gibi hissettirse de, o bitmek bilmeyen dans maratonuyla okuyucuyu da piste fırlatıyor. Yazar, kasıtlı bir işkenceyle yarışmacılarla birlikte bizim de canımıza okuyor; ancak bu yıpratıcı süreç, günün sonunda beni tamamen tatmin eden o edebi sarsıntıyı vermeye yetmiyor Atları da Vururlar
Alıntı
Atları da VururlarHorace McCoy · Dedalus Kitap · 2026708 okunma
Puan vermedi·344 syf.··
2026 41. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 17:34
OL MA DI Kamera bir anda okulun “Mean girl”lerine yönelir. Hani şu çevrelerindeki herkesten farklı görünen; güzel, zengin, kusursuz ve adeta bir bebek gibi özenle yaratılmış kızlara. Korku filmlerinde, gençlik dizilerinde ya da herhangi bir popüler kurguda bu kız grubunun hiç de güven vermeyen bir yapıya sahip olduğunu biliriz. İnsanlar onların çevresinde olmak ister ama hikâye ilerledikçe genellikle en karanlık sürprizlerin onların arasından çıktığını görürüz. Aslında bu, kurgunun en temel ve en zayıf şaşırtma yöntemlerinden biridir. Bir böcek görünce çığlık atacak kadar kırılgan görünen karakterlere cinayetler işletmek, onları karanlık ve kanlı olayların merkezine yerleştirmek yıllardır kullanılan bir anlatı tekniğidir. Mona Awad’ın Tavşan adlı romanı da tam olarak Dark Academia diyebileceğimiz bir atmosferde geçiyor. Romanın başkahramanı Samantha, Warren Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık eğitimi alan bir öğrenci. Samantha bulunduğu çevrede eğreti duran bir karakter; oraya ait değil. Bu aidiyetsizlik hissini özellikle ‘’Tavşanlar’’ üzerinden görüyoruz. Kitabın ‘’Mean Girl’’leri birbirlerine Tavşan olarak seslenirler. Türkçeye çevriminde kulağı tırmalasa da İngilizce aslı ‘’Bunny’’ oldukça sempatik bir artikülasyon yaratıyor. Ne demiştik? Bu tür karakterler kurgulanırken genellikle bir bebek gibi tasarlanırlar: zararsız, şirin, tatlı ve sempati uyandıran figürler olarak karşımıza çıkarlar. Tam da bu yüzden onların içinden çıkan karanlık taraf okur üzerinde daha büyük bir etki yaratır. Eğer Samantha’nın bu karakterleri kendi zihninde yarattığını, hatta onları birer kurgu karakter olarak inşa ettiğini kabul edersek romandaki bazı detaylar daha anlamlı hâle geliyor. Karakterlere sürekli bebeksi kıyafetler giydirmesi, saçlarını çocuklar ya da porselen bebekler gibi
TavşanMona Awad · İthaki Yayınları · 2024749 okunma
Reklam
Reklam