Doğu,ak, erkek ejder yılıydı. Güz rüzgarlarında, divitimi yakut hokkaya bandırıp bu öyküyü yazmaya başladım. Ve Fuzülinin dizelerinde bir aşk oluverdi yirmi üç bin yıllık gizem...
Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümâyân,
Güller gibi... Sonsuz, iri güller...
Güller ki kamıştan daha nâlân,
Gün doğdu yazık arkalarında!
Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrarını ömrün eder ilan.
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
Âlemlerimizden sefer eyler?
Akşam, yine akşam, yine akşam,
Bir sırma kemerdir suya baksam
Üstüme semâ kavs-i mutalsam!
Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu dem bir kamış olsam!
Sabahları duyulan İlk ses; Arnavut kaldırımlı sokakta, fabrika işçisi kızların takunyalarının sesleriydi. Sanırım ondan önce de hiç uyanık olmadığım için duyamadığım fabrika düdüklerinin sesleri geliyordu.
"Hicriyle çifte nehr-i revan oldu gözlerim,
Ol nev-nihali hayli zaman oldu gözlerim,"
(Ayrılık yüzünden gözlerim akan iki nehir oldu.
Uzun zamandır o fidan boylu sevgiliyi gözler dururum.)