(...)
bunu öylesine şevkle söyledi, bana öylesine zafer dolu bir ifadeyle baktı ki yıllar sonra ilk kez içimi aptalca bir ağlama arzusu kapladı, bütün bu insanlarin benden ne çok nefret ettiklerini anlamamıştım çünkü.
Oysa siz çay sevmezdiniz. Kahve içerdiniz. Ot içerdiniz. Sigara sarar, otları derin derin içinize çekerdiniz. Sonra uyuyakalırdınız. Ben karşınıza geçer saymaya başlardım. Bir... iki... üç.... dört... beş... altı... yedi... sekiz... on demeden ateşiyle birlikte göğsünüze düşerdi külünüz. Yerimden kıpırdamazdım. Ateş üzerinizdeki rengi dönmüş beyaz atlette küçücük karakahve kenarlı bir delik açardı. Göğsünüz o an tütsü tütsü kokardı. Bayılırdım o kokuya. İçime çekerdim. Hemen uyanır, sigaradan bir nefes daha çekerdiniz. Sonra dumanını bana üflerdiniz. En sevdiğim oyundu bu. Dumanı avuçlayıp içime çekerdim. Siz avuçlarımı öperdiniz. Sanırım sadece ama sadece o anlarda beni çok severdiniz. Sonra gene gözlerinizi yumar, kim bilir nerelere giderdiniz.
Kelimeler canlıdır. Soluk alır, kâat oynar, şarap içer, hürlük olsun isterler. Onlarla çok oynayabiliriz, ezip bükebiliriz, ama kendi doğalarına aykırı düşecek gibi daha fazla kullanırsak, sık boğaz edersek onları öldürebiliriz de. Elimizde kalan parçalar ölü parçalar olabilir.
Emin ol dünyada hiçbir şeyden zevk almıyorum. Bütün bu tatsız günler içinde yalnız seni arıyorum. Bir müddet de böylesine tahammül edeyim. Bu bir türlü düzelmeyen bedbin hava, biliyorum, seni artık bıktırdı. Ama napayım. Değişemiyorum. Bu zayıf irade ile hayattan zevk alabilmek ancak mucizelerle kabil olacak.