Puan vermedi·136 syf.··
2026 52. kitabı
Byung-Chul Han’ın Zamanın Kokusu adlı eseri, modern insanın zamanla olan sancılı ilişkisini geleneksel "hızlanma" teorilerinin ötesine geçerek ele alan, sarsıcı bir çağ eleştirisidir. Kitap, günümüz dünyasındaki krizin sadece her şeyin çok hızlı akmasından değil, zamanın kimyasal ve yapısal olarak bozulmasından kaynaklandığını savunur. Genellikle modern çağ dendiğinde akla gelen ilk şey "hız" olur. Ancak Han, kitabın hemen başında ezber bozan bir tespitte bulunur. Bugünün zaman krizi bir hızlanma krizi değildir. Hızlanma çağının çoktan bittiğini belirten yazar, içinde bulunduğumuz durumu diskroni (zamansal bozulma/aksaklık) olarak tanımlar. Zaman, artık geçmişten geleceğe doğru akan anlamlı bir nehir ya da bir çizgi değildir. Zaman parçalanmış, minik anlara ve noktalara bölünmüştür. Her bir an, kendi içine kapalı birer "nokta" haline gelmiştir. Han buna zamanın atomlaşması diyor Eskiden zamanın bir ritmi, bir töreni veya bir yönü vardı (örneğin dinsel zaman, tarihsel ilerleme zamanı). Nokta-zaman haline gelen günümüz zamansallığında ise bir yön yoktur. Zaman adeta amaçsızca kendi etrafında dönüp durmaktadır. Hayatın çok hızlı aktığı yönündeki yaygın his, aslında zamanın yapısal olarak tutunacak bir çapa bulamamasından, yani yönünü kaybetmesinden kaynaklanır. Bir yere varmayan, ritmi olmayan bir zaman, insana kaçıp gidiyormuş hissi verir. Kitaba adını veren "Zamanın Kokusu" metaforu, felsefi anlamda süreçsel derinlik, süreklilik ve anlam ile ilgilidir. Bir şeyin kokusunun olabilmesi için onun havada kalması, durması ve bir süreye sahip olması gerekir. Nokta haline gelmiş, bir diğer anın hemen üzerine basıp geçtiği dijital ve enformasyon çağında zamanın "kokusu" kalmamıştır. Han'a göre anlatılar zamana koku verir. Dinler, mitler, büyük ideolojiler veya kişisel yaşam
Zamanın KokusuByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20181,384 okunma
Puan vermedi·330 syf.·
2026 433. kitabı
‘ eskiden bana ezici bir yük gibi gelen şey ansızın yer değiştirdi, şaşırtıcı bir manevra yaparak kaçmaya çalışan ayaklarımın altına savruldu ve beni engelleyip yoran emici bir güce dönüştü. boyun eğmeye nasıl da özlem duyuyorum! susan sontag ‘ günlükler ve defterler . Şiddet fotoğraflarının salt sömürü veya röntgencilikten ibaret olduğu düşüncesine karşı çıkar. Susie Linfield İnsan Hakları ve Fotojurnalizm: Fotojurnalizm ile yükselen insan hakları idealleri arasındaki karmaşık ilişkiyi inceler.Tarihsel Analiz: Holokost, Çin Kültür Devrimi ve terör eylemleri gibi olayların fotoğrafları üzerinden şiddet analizleri yapar. Eleştirmenlerle Hesaplaşma: Walter Benjamin, Susan Sontag ve Bertolt Brecht gibi önemli kuramcıların yaklaşımlarını tartışmaya açar. politik şiddet fotoğraflarının izleyiciyi sömüren röntgenci bir araç olduğu yönündeki yaygın eleştirilere meydan okur. Eser, görsellere tutkuyla bakarak ve şiddetin modern tarihiyle bağ kurarak insanlık tarihindeki zulüm kapasitesini ve etik politik gereklilikleri araştır Acımasız Aydınlık
Araştırma-İnceleme-Siyaset-Politika
Acımasız AydınlıkSusie Linfield · Espas Kuram Sanat Yayınları · 20134 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·367 syf.··
2026 38. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 15:25
Kitabın sonundaki sonsözde Walter Benjamin'in uzun incelemesini okuyunca aslında kitap üstüne bir yorumda bulunmak zor. Hem felsefi hem de edebi yönden uzun uzun bir değerlendirmeye tabi tutmuş. Ben kitapla François Truffaut'nun Jules et Jim filmi vasıtasıyla tanıştım. Bir filmde ya da bir kitabın için başka bir kitaba denk gelmek ve onu alıp okumak hoşuma gidiyor. Hele izlediğim veya okuduğum şey hoşuma gittiyse. Bu niyetle alıp okudum. Kitabı da beğendim. İlişkiler ve evlilik üstüne dönemine göre epey cesur ve ilginç bir teması var. Aşk, gelenek ve ahlak üçgeninde biraz sınırları test eden bir yönü var. Ama dili biraz ağdalı. Belki çeviri kaynaklı.
Edebiyat
Seçilmiş YakınlıklarJohann Wolfgang Von Goethe · İletişim Yayınları · 2025703 okunma
Şeffaflık değil pornografik!
Puan vermedi·78 syf.·
2026 49. kitabı
Byung-Chul Han yolculuğu üçüncü durak ve burada her şey ne kadar da şeffaf, başlık bile... "İnceleme"ye bu sert başlıkla girmek zorunda hissettim kendimi çünkü yazarın kullandığı "pornografi" kavramı, toplumdaki dar cinsel anlamından çok daha derin bir felsefi anlamda kullanılıyor. Han için pornografik olan demek; mesafesiz, sırsız ve aşırı görünür olan demek. Bugün sosyal medyada yenilen yemekler, en özel anlara kadar her şeyin sergilenmesi, Han’a göre tam olarak bu durum "pornografik". Teşhir edilen her şey zarafetten uzaktır Han'a göre. Teşhircilik toplumu başlığı altında buna da değinilmiş elbette. Han'ın kitapları genelde kısa görünen kitaplar olsa da içeriği dolu dolu. Bu kitapta da 9 bölümden oluşan okuru "paramparça" edecek başlıklar altında; kimisiyle aynı cepheye geçip kimisinin mağarasından ona el sallayıp kimine de hadi oradan diye eleştirdiği büyük isimlerle gelmiş oturmuş karşımıza yine. Eleştirdikleri arasında başı Rousseau çekiyor olabilir "ifşa toplumu" bölümünde onunla kavga ediyor (garibim bu da herkesten bir tokat yiyor) Neyse... Yalnız Gezerin Düşlemleri kitabını araya tavsiye olarak sıkıştırıp onun da gönlünü alalım. Rousseau der ki; içimiz neyse dışımız da o olsun. Yüreğimiz bir kristal gibi şeffaf olsun ki, Tanrı ve insanlar içimizi olduğu gibi görsün. Han da diyor ki; bu samimiyet talebi kulağa hoş gelse de aslında çok tehlikelidir. Çünkü bir gözetleme toplumu yaratırsınız ve herkesin birbirini gördüğü yerde ahlak değil, despotluk başlar. Düşünsenize evinizin içindeki her şeyi ve aklınızdan geçen her şeyi herkes biliyor, anlıyor... Aldığınız nefese bile karışırlar artık :) Platon'un mağarası ise hem çok çarpıcı hem de göz alıcı bir bölüm. Han diyor ki; mağara aslında "kötü" bir yer değil. Orası bir anlatı dünyası. İnsanlar orada hikayelere, efsanelere,
Alıntı
Şeffaflık ToplumuByung-Chul Han · Metis Yayıncılık · 20243,343 okunma
Puan vermedi
Isaacson,Franklin'i Amerika'nın en pragmatik ve "halktan" kurucu babası olarak tasvir eder.Washington asaletle,Jefferson ise yüksek ideallerle özdeşleşirken;Franklin çalışkanlık,sosyal hareketlilik ve pratik zeka ile tanımlanır. Kitap,Franklin’in sıradan bir matbaacıdan dünya çapında tanınan bir bilim insanına dönüşme sürecini büyüleyici bir dille anlatır.Kitabın en etkileyici bölümlerinden biri,Franklin’in bilimsel merakına ayrılmıştır. Isaacson,onun sadece uçurtma uçuran bir adam olmadığını;elektrik üzerine yaptığı çalışmaların o dönem için kuantum fiziği kadar devrimsel olduğunu vurgular.Soba tasarımından çift odaklı gözlüklere kadar her icadının arkasında,topluma fayda sağlama amacı yatar.Biyografi,Franklin’i sadece övmekle kalmaz;onun çelişkili yanlarına da ışık tutar.Özellikle ailesiyle olan karmaşık ve bazen soğuk ilişkileri (oğlu William ile olan siyasi kopuşu gibi) ve kölelik konusundaki geç değişen fikirleri dürüstlükle ele alınır.
Benjamin FranklinWalter Isaacson · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202464 okunma
Modern insanın doğuşu
Puan vermedi·259 syf.··
2026 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 15:53
“Pasajlar” başlığını gördüğünüzde aklınıza bir metindeki paragraflar gelebilir. Ama değil! Günümüz AVM’lerinin öncüsü yapıları olan pasajlar kastediliyor. Pasajlar; iki bina arasında, üstü camekanla kaplı, bir yandan girişi diğer yandan ise başka bir mekana çıkışı olan geçiş yerleri olarak tarif ediliyor. Kitap, 19. yüzyıl Fransa’sında, Paris’inde geçiyor. Modern hayatın ve modern insanın nasıl ortaya çıktığı anlatılıyor. Şehir gezginleri ve modern kapitalizmin nasıl doğduğu anlatılıyor. Pasajlar, kapitalizmin vitrini olarak tasvir ediliyor. Pasajlar, düşüncelerin yönetildiği ve yönlendirildiği yerler olarak karşımıza çıkıyor. Tarihin parçalı olduğu, geçmişin bugünden yeniden okunması gerektiği anlatılıyor. Kitap, tarih üzerinden faşizmin eleştirisini yapıyor. Şehir büyüdükçe insanlar birbirine yabancılaşıyor. Fotoğraf, şehrin hareketli halini bir an durduruyor. Kitap bizi 1800’lü yıllara; Marx’ın, Baudelaire’nin, Balzac’ın, Poe’nin, Hugo’nun yaşadığı yıllara götürüyor. Bu yazarları, eserlerinin yanısıra, hayatlarıyla, çevreleri ve şartlarıyla kavramamızı sağlıyor. Walter Benjamin, pul biriktirir gibi, Baudelaire (okunuşu: botler) başta olmak üzere pek çok kişiden fikir biriktirmiş ve bunları sırasıyla “pasajlar” eserinde yer vermiş. Benjamin sistem düşünürü değil, sıçlamalarla anlatıyor. 1800’lerin başında sadece yatmadan yatmaya eve giden Fransız toplumu, pasajların açılması yoluyla daha da hareketleniyor. Paris’te bulvarların ve geniş caddelerin yapılması anlatılırken, Menderes döneminde İstanbul’un kavisli caddeleri yerine düz ve geniş Millet ve Vatan caddelerin yapılmasını hatırlanabilir. Kitabın ilk elli sayfasını okurken, metin Türkçe olmasına rağmen hiçbir şey anlayamadığım çok oldu. Bunun nedeni büyük ihtimalle yazarın, okurun Fransız edebiyatının tüm
Edebiyat
PasajlarWalter Benjamin · Yapı Kredi Yayınları · 2013373 okunma