Waterloo Savaşı’ndan(1815) sonraki sabah, sahra hastanelerinin yanında bolca kesilmiş kol ve bacak görülmüştü. O günlerde orduya yazılmış kasaplar ve marangozlar genelde tıbbiyede hizmet veriyorlardı; cerrahi sadece bıçak ve testere kullanabilmeyi gerektiriyordu.
Waterloo ikinci sınıf bir komutanın kazandığı birinci sınıf bir savaştır.
Sayfa 411·Kitabı okuyor
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Waterloo bir savaş değil, dünyanın çehresinin değişmesidir.
Sayfa 393·Kitabı okuyor
Açıkça görüldüğü gibi kimi hastaların sık sık kendi küçük ve kapalı evrenlerine yabancı bir sineğin girmesini bahane ederek acıyla, öfkeyle, umutsuzlukla ve benzer nedenlerle ettikleri sözleri Murphy ya duymazlıktan geliyor ya da anlamak istediği şeye indirgeyerek etkisini hafifletiyordu. Bu püskürmelerin az çok Mayfair, Clapham, Chelsea ve Bloomsbury'dekilerle ortak özellikler taşıması, o hastaların da aynı biçimde kışkırtılmış olduklarını göstermezdi, üstelik bu bölgelerde yaygın olan melankolinin kaynağında buraların sağlıksızlığını aramak da yersizdi. Ama bu göstermelik sonuçların ardında Eton, Waterloo, Oval ve Slade nedenleri bulunsa, hatta kimi zaman hastalar kendilerini göründükleri kadar düşkün hissetseler bile, bütün bunlar onların küçük dünyasının (Murphy hepsinin çok mutlu olduğunu düşünüyordu) yalanlanması anlamına gelmezdi. Hastaların huysuzluklarını kendi iç dünyalarına sığınışlarındaki bir eksikliğe değil, iyileştiricilerin çevrede oluşturdukları kuşatmaya bağlamak gerekiyordu. Melankoliğin melankolisi, hipomanyağın öfke nöbetleri, paranoyağın umutsuzluğu kuşkusuz ölügömücünün saygıdeğer maskesi kadar bağımsızlıktan uzaktı. Kendi hallerine bırakılsalar Türkiye'deki Tanrı kadar mutlu olacaklardı.
Sayfa 115·Kitabı okudu
Sonra yıllar boyunca her tıraş olduğumda berber koltuğunda nasıl yaşlandığımı izledim. Yere düşen saç tutamlarının arasında önce tek tük beyazlar belirmeye başladı, sonra gitgide çoğaldılar. Kırk yaşına geldiğimde beyazlar artık baskın hale gelmişti. Berber salonları bizim Waterloo'muzdur. Tutam tutam saçlar -gitgide daha beyaz, gitgide daha seyrek- yerde yuvarlanır. Savaş kaybedilmiştir.
Sayfa 17·Kitabı okudu
Edebiyat
O Waterloo dediği Napolyonun 1815 te Belçika da yediği dayak
Hülasa General Townshend hatıralarında bu olayları işlerken Irak Seferim adlı kitabında şu cümleyi kullanır. "18.000 kişilik Türk ordusunun, tam sağ kanadından sarıp, onları bozguna uğratacağım sırada Kafkasya'dan taze bir ordu ile Halil Paşa Waterloo'da Blücher gibi muhabere sahnesine çıkageldi.
Sayfa 150 - Timaş Yayınları·Kitabı okudu